Son Kanun Hükmünde Kararname’nin 121’inci maddesinde yer alan ve 8 Kasım 2016 tarihli KHK’daki meşhur hükme referans veren maddesi doğal olarak büyük bir tartışma kopardı. Önceki KHK’daki (8 Kasım 2016’daki) madde şuydu:

“15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında, karar veya tedbirleri icra eden, her türlü adli ve idari önlemler kapsamında görev alan kişiler ile olağanüstü hal süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz. (Madde 37)”

Yeni düzenlemenin (24 Aralık 2017’taki) 121’inci maddesiyle ise dokunulmazlığın kapsamını sivillere genişletiliyor. “Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır” deniyor. (Madde 121)

***

KHK’nın lafzından anlaşılacağı gibi sorumsuzluk ve dokunulmazlık geniş zamana yayılıyor. Yani bu metni okuduğunuzda bir zamanla, süreyle ve vakayla ilgili sınırlama anlamak mümkün değil. Veya kanunun sınırlı imtiyaz tanıma niyeti varsa bile bu belli değil. Meselenin vuzuha kavuşması ve muğlaklığın giderilmesi gerekiyordu, nitekim AK Parti sözcüleri düzenlemenin “15-16 Temmuz’la” yani darbe girişimi gecesi ve sabahı yaşanan olaylarla sınırlı olduğunu açıkladı. Bu olumlu bir adımdır. Şimdi, KHK’daki ibarenin de netleştirilmesi ve sınırın nerede başlayıp nerede bittiğinin sarih bir şekilde yazılması gerekmektedir. Bu yapılsın ki, Türkiye gibi yasa metinlerinden akıl almaz yorumlar çıkarmanın sürpriz olmadığı bir ülkede yeni sürprizler yaşanmasın…

24 saat içinde yaşananlar bile, bir demokraside tartışma, farklı bakış, eleştiri ve karşı görüşün ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Bu ünitelerin işlemesi sadece toplumun değil, bizatihi devletin ve iktidarın da işine yarar. Eğer, bu maddelerle ilgili tartışmalar yapılmamış olsa, itirazlar seslendirilmemiş olsa sistem büyük bir hukuk problemiyle başbaşa kalmış olacaktı.

Türkiye gibi, çok sayıda temel sorunla yaşayan, her zaman demokrasi ve hukuk ihtiyacı olan bir ülkede daha çok tartışmaya ihtiyaç vardır. Tek başına tartışma yetmez, herkesin tartışmanın ve farklı fikirlerin gereğine inanması lazımdır. Böyle bir düzen, atılacak her adımın ve alınacak her kararın meşruiyetini güçlendirir, toplumsal kabulünü artırır ve en nihayet ülkenin kalitesini artırır.

***

KHK’da yaşanan bu kriz bir yandan da artık normalleşme yolunun açılması, yani OHAL’in sonlandırılması ve doğal kanun yapma düzenine geçilmesi gerektiğini gösteriyor. Hem yasa metinleri üzerinde tartışmaların sağlıklı yollarla yapılması hem de başta FETÖ olmak üzere Türkiye’nin uluslararası sahada takip ettiği bütün dosyaların neticelendirilmesi için bu adım artık zaruridir.

Sanılanın aksine hızımız da düşmez, bilakis artar… Zira, en hızlı karar, artıları eksileri düşünülerek alınan ve bir daha geri dönüp düzeltme ihtiyacı duyulmayan, aceleyle alınıp geride hasar bırakmayan karardır.

  • Abone ol