Hafta sonu İstanbul Balat’ta Sveti Stefan Kilisesi, yani İstanbullular’ın bildiği adıyla Demir Kilise restore edilerek yeniden açıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bulgar Ortadoksları için çok önemli olan bu kilisenin açılış töreninde “Böyle bir dönemde bu açılışın yapılıyor olması uluslararası topluma verilmiş çok önemli bir mesajdır” dedi.

“Böyle bir dönem”den kasıt hem dünyanın “öteki”ye, bilhassa da farklı dinlere tahammül eşiğinin bir hayli düşmesi, hem de Türkiye’nin Batı başkentlerinde hiç olmadığı kadar hedefte olmasıdır. Erdoğan böylelikle Türkiye hakkındaki yargılayıcı tutuma da itirazını dile getirmiş oluyor.

Bu tespitler kadar gerçek olan bir şey, Türkiye’nin dünyaya mesaj verme zaruretidir. Sebeplerine inmeyelim veya suç kimde ve bazı şeyler başka türlü de yapılabilir miydi, gibi tartışmaları da erteleyelim ama genel görüntümüzün sıkıntılı olduğu muhakkaktır. Sınırları kaldıran ve özgürlük alanını genişleten bir demokrasi tablosundan geriye gidişi yaşıyoruz. Batı başkentlerinde medyadan siyasi elitlere kadar geniş yelpazede kritik ediliyoruz ve olup bitenleri izahta zorluklar yaşıyoruz.

***

Bütün bu sürecin en önemli unsuru olarak 15 Temmuz’u atlamak mümkün değildir. Böylesine sarsıcı bir girişimle karşı karşıya kalan hiçbir demokrasi soğukkanlılığını koruyamaz. Üstelik, darbe girişimi devlet kadrolarını işgal eden bir örgütün marifetiyken… Türkiye bunu yeterince anlatamadı ya da dünya eşi benzeri olmayan böyle bir tabloyu anlayamadı… Sebebi ne solursa olsun, Türkiye’nin 15 Temmuz konusunda haksız bir muameleye uğradığı ve hak ettiği dayanışmayı dünyadan göremediği aşikardır. 

Yine de bu tartışmayı kenara bırakalım ki görüldüğü kadarıyla hem Cumhurbaşkanı hem de hükümet de aynı görüştedir.

Erdoğan’ın ortaya Avrupa ile ilişkileri onarma perspektifi koyması veya Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun en problemli olduğumuz ülkelerin başında gelen Almanya seyahatinde dile getirdiği görüşler bu eğilimi yansıtıyor.

Ankara, zaten koparmak istemediği ilişkileri onarmak konusunda adımlar atmaya hazır bir görüntü veriyor. KHK’ların bundan sonra sadece terörle mücadele temalı olacağının açıklanmasını da bu bahse dahil edebiliriz. Böylelikle, OHAL bir süre daha kalkmayacak olsa bile en azından içeriği daralacaktır.

Her halükarda Türkiye sükûnete ve normalleşmeye yönelmek zorundadır. Suçlu olanla olmayanı ayrıştıran, siyasete itibar kazandıran, demokratik hakların üzerinde titreyen bir yaklaşım ertelenemez ihtiyaçtır.

***

Kendi meselelerini soğukkanlılıkla çözen, gerilimini düşürme çabası sergileyen ve dünya ile konuşurken dünyanın dilini kullanan bir ülke olmaktan daha inandırıcı bir başka yol düşünülemez. AB ile fasıl açmaktan da önemli olan budur. Ya da mesela Kudüs konusunda uluslararası dayanışmanın bir parçası olurken, en güçlü sermaye demokratik müesseseleri güçlendirmektir. Zira Türkiye’nin değerini artıran, İslam ülkeleri arasında ayrıcalıklı kılan ve Ortadoğu tablosundan ayıran unsur kurumlarıyla birlikte yaşayan bir demokrasi olmasıdır.

Bu özelliği geri kazanmak dünyaya verilecek en güçlü mesaj olacaktır.

  • Abone ol