Bir seçim yüzde 50+1 şartına bağlıysa her zaman zordur. Malum, 2019 Cumhurbaşkanlığı seçiminin kuralı da budur. Dolayısıyla, sıkı çalışmak, bütün detayları elden geçirmek ve erkenden de hamle yapmak gerekir. Bu oy oranını sağlayacak bütün unsurları kazanmak ve sandık gününe kadar insicamı sürdürmek gerekir. Parlamenter sistemde böyle bir baraj bulunmuyordu ve ittifaklar konusunda müsamahakâr yahut da tavizkâr olmak ihtiyacı sözkonusu değildi. Ne var ki Başkanlık Sistemi’nde kazanabilmenin bir çıtası vardır. Ne yapıp edip bunu tutturmak gerekir; yüzde 49.9 belki bir tesellidir ama başarı asla değildir.

***

Bu açıdan bakıldığında siyaset ve seçim kazanma becerisi yüksek bir lider olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın MHP ile güçlü bir ittifaka girişmesi hem kaçınılmaz hem de makuldür. Hatta çok düşük oy oranlarına sahip başka partilerle de bunu deneyebilir. Neticede en az yüzde 50 ve üzerine de bir oy ihtiyacı vardır.

MHP’nin son dönemde oy kaybediyor olması ya da siyasi pozisyonu gereği AK Parti tabanının bir kısmına sempatik gelmemesi bir sorun mudur? Olabilir ama Erdoğan bu ortaklığın artısını eksisini defter kalem hesaplamıştır. Anketlere bakmıştır ve nabız tutmuştur. Aksi takdirde, kolaylıkla tahmin edileceği gibi böyle bir yola girmezdi.

Özetle, AK Parti-MHP seçim ittifakında hatta bugün olduğu gibi icraatta birliktelikte sorun yoktur. En nihayet kararı da seçmen verecektir…

Problem, bu ittifakı yahut da siyasette iktidar merkezli her türlü ortaklığı milli ilan edip, dışarıda kalanları veya bunu onaylamayanları gayrı milli olarak yaftalamaktadır.

Millilik ve gayrımillilik…

Vatanperverlik ve vatan hainliği…

Yerlilik ve yabancılık…

Meşru siyaseti tarif etme imtiyazını bu kavramların elinden almak gerekiyor.

Bütün siyasi partilerin bir seçmen tabanı vardır milyonlarla ifade edilen bu insanlar sandığa, kamuya, belediyeye, askere giderken, sokağa çıkarken, çalışıp üretirken veya tüketirken; hasılı bütün fiil ve işlerinde bu ülkenin çatısı altında yaşamaktadırlar. Herkesi bağlayan demokrasi için oy vermekte ve herkesi sınırlayan kanunlara tabi yaşamaktadırlar. Hiçbirisi siyasi tercihi ya da siyasi muarızlığı nedeniyle yaftalanamaz. Bunun ülkeye ve milli birliğe asla faydası olmaz… Seçimi yüzde 50+1 kazanacaktır ama ülkede yüzde 100 bir arada yaşamaya devam edecektir. Suratı asık, mutsuz, itilmiş, ötekileştirilmiş ve siyasi kanaatleri nedeniyle yaftalanmış insanların ülkesi olmayı hedeflemediğimize göre bu ayrıma da yol vermeyelim. Bilhassa da bir dönem birbirini ağır ifadelerle damgalayan siyasi grupların devir değişip sonra yanyana gelebildiği aşikârken…

***

Millilik ve gayrımillilik tasnifinden evvela siyasetin, ardından da medya ve sokağın dilinden arınmalıdır. Seçim anketleri bir kenara bırakılıp, sosyal münasebetler ve kutuplaşmayı ölçen araştırmalara bakıldığında ne demek istediğimiz anlaşılacaktır. Gençlerin yüzde 80’i (yüzde 50 artı 1’inin bile değil) “öteki” olarak gördüğünü birini işe almayacağını söylüyor. Yüzde 90’ı da “kızlarının diğer gruptan birisiyle evlenmesini” kabul etmeyeceğini… (Rakamlar, TÜBİTAK destekli Bilgi Üniversitesi araştırmasından)

Tablo böyle olduktan sonra gücü ve şiddeti ne olursa olsun kavramların bir kıymeti kalıyor mu?

  • Abone ol