Üçüncü gününü geride bırakan Afrin operasyonu Türkiye için onyıllardır bildiği, tanıdığı bir terör örgütüne karşı mücadelenin yeni safhaya taşınması anlamına geliyor. PKK ile mücadelenin yeni bir safhası… İçeride başımıza büyük sıkıntı açmış problemin sınır ötesine taşınmış haliyle mücadele ediyoruz. Bu haliyle de bir savaş içindeyiz…

***

Afrin gibi küçük bir kasabada büyük güçlerin çıkarları ve gelecek planları da sahaya yayılmış durumdadır. YPG’yle ortaklık halinde olan ABD “Afrin bizi ilgilendirmiyor” diyor. YPG ile gizli ortaklığı ABD’den aşağı kalmayan ve Afrin’de karşımızda bulunan güçleri silahlandırmış olan Rusya ise kargaşadan istifade parmağını ABD’ye sallıyor. YPG’nin ise tepkisi ABD’den çok Rusya’ya ve Moskova tarafından satıldıklarını düşünüyorlar. ABD ile Rusya’nın hem Afrin hem de genel olarak Suriye dosyasında Türkiye ile aralarındaki mesafe aynı uzaklıktadır. Türkiye ısrarla isyan ederken her ikisi de yıllardır YPG’ye silah desteği sağlamakta ve siyasi alan açıyordu. Birgün ABD’li, ertesi gün Rus komutanlar YPG’lilerle fotoğraf yarışındaydı…

Biri geleneksel, diğeri aktüel müttefikimiz olmakla birlikte her ikisi de neticede Türkiye’nin kaygılarının ortağı değildir. Zaman ilerledikçe ve sahada derinleşme başladıkça bu tablo daha da iyi anlaşılacaktır.

Ama zor oyunu bozar… Yani, Türkiye Afrin’den istediğini alıp çıkarsa bütün planlar anlamını yitirir ve kaçınılmaz olarak yeni hesaplar yapılır. Nitekim, oradaki mevcut statüko da bir nevi zorla tahakkuk etmiş ve Ankara’nın itirazlarına rağmen oluşmuştu. Tıpkı, şu anda halen YPG’nin denetiminde olan ve genel olarak Fırat’ın doğusu olarak tanımlanan bölgeler gibi. O dönemde IŞİD’le mücadele rüzgârı esiyordu ve YPG bu manivela üzerinden aklının hayalinin alamayacağı bir bölgeyi kuşatmayı başardı. Şimdi bu olağanüstü fırsat döneminin düzeltmesi yapılıyor.

PKK’nın Türkiye için neyi çağrıştırdığı bellidir. Terör, istikrarsızlık, can ve mal emniyeti kaybı ve toplamda da ağır bir yük… Kürtlerin değil ama PKK odaklı bir örgütün Suriye sınırında devletleşmesi ya da otonomlaşması ise bütün bu risklerin katlanması anlamı taşıyor. Silahlı müdahale tek başına yeterli olmayabilir ve ayrıca bugüne kadar yapılan yanlışların bugünkü tabloya yol açtığı gerçektir ama gelinen noktada güç göstermeden kazanım elde etmek de imkansızdır. Veya beklemek aleyhimize oluşan statükoya rıza göstermek demektir ki PKK’yı bilen bir devletin buna müsaade etmesi mümkün değildir.

***

Bölgede nüfuz imkanını ıskaladıktan sonra bugün elde kalan son seçenekle güvenlik arayışındayız. Hiç olmazsa bunu temin etmek mecburiyetimiz vardır. İçeride bitmemiş bir terör problemi devam ederken sınırda aynı nitelikte ve daha hacimli yeni bir problemle yaşamak Türkiye gibi gelişme ihtiyacı olan bir ülke için asla taşınamaz.

Şimdiden sonra hem operasyonun seyrinde hem de beraberinde yaşanacak diplomatik ve siyasi süreçlerde soğukkanlılığı koruyarak, hamasetin payını düşürerek kalıcı çözüme ve bir daha tekrarlanmamasını temin edecek titizlikte soruna eğilmemiz gerekiyor.

Tekrar tekrar aynı yolu yürümemek için Afrin harekatını kalıcı siyasi sonuç elde edecek kalitede tamamlamak en uygun yol olacaktır. Bunun için de askeri makineyle birlikte diplomatik makineler aynı tempoda çalışmalıdır.

  • Abone ol