Gariptir; Suriye iç savaşından en çok etkilenen ülke olmasına rağmen Türkiye’nin bu sahada yaşananlara ne kadar uzak olduğu ancak Afrin harekatından sonra anlaşılabiliyor. Yine de bu tespit, meselenin hâlâ sadece Afrin boyutunu görenler için geçerli değildir.

ABD’nin YPG ile askeri ittifakı bir veriydi, Rusya’nın Esad rejimini tümüyle himayesi altında bulundurduğu bir başka veri. Beraberinde İran’ın oyununu ustalıkla oynadığı bilinmekle beraber bu verinin değeri ve çapı kestirilemiyordu. Türkiye ise, her dönem istekli ama yeterince ilerleme kaydedemeyen bir güç olarak bütün bu denklemin en mutsuz oyuncusu olarak kalıyordu. Bugün ise, sahadaki rolümüz başlangıç planlarından bir hayli uzakta ve “onca badireden ve maliyetten sonra hiç olmazsa sınırımızda bir YPG/PKK devleti kurulmasın” boyutunu aşamıyor. Rusya, ABD ve İran’ın avantaj elde etmek için hamle yaptığı sahada biz dezavantajı önlemek için risk almaktayız.

Elbette, 40 yılı aşkın süredir PKK ile mücadele eden bir ülke için bu yöntem setinde bulunan haklı bir seçenektir. Esasen bu denli büyük güvenlik problemleriyle karşı karşıya kaldıktan sonra yapacak başka da bir şey yoktur.

***

Problem şu ki Afrin, Türkiye’nin Suriye’de güvenlik istasyonuna dönüştürmesi gereken noktalardan sadece birisidir. Önce Afrin temizlenecek, ardından Münbiç ya temizlenecek ya ABD tarafından YPG’den arındırılacak; beraberinde mümkün olursa İdlib kontrol altına alınacak ve sonrasında sınırın 500 kilometreyi aşkın kısmında yani Fırat nehrinin doğusundaki büyük bölge YPG’den temizlenecek… Bütün bunlar yapılmadan Afrin harekatının mükemmel bir sonuca sağlanması yeterli olmuyor. Çünkü, geride daha bilenmiş ve hesap güden bir YPG problemi kalıyor.

Haritaya bakılırsa görülecektir Afrin arazisi Türkiye’nin açıkladığı toplam planın hacim olarak belki sadece yüzde 5’ini kapsıyor. Afrin çok önemli ama nihai plan içinde yine de çok küçük bir yer… En önemlisi de geri dönüşü olmayan bir harekatın ilk ve en kritik adresi…

Bu noktadan sonra Türkiye için herakatın ve devamındaki planların zorluğu kadar önemli olan şey ülkede eliyle koluyla bulunan Rusya ve ABD’nin nihai plana ikna edilmesi olacaktır. Çünkü hedefte bulunan YPG en nihayetinde her iki ülke tarafından dost kuvvet olarak tanımlanmakta, açık veya örtülü iş tutulmaya devam edilmektedir. Her iki ülkeden gelen sinyallerin belirsizliği ve harekata dair isteksizliği bunu açıkça anlatıyor.

***

Mesela, Şam/Guta’daki katliam için alınan ve orada uygulanmayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin çatışmasızlık kararının Afrin’i kapsadığı yorumları harekata yönelik sempati eksikliğinin göstergesidir. Türkiye bu yoruma iştirak edecek değildir ama not etmeye değer bir tavır olduğu da muhakkaktır.

Türkiye kamuoyu hedefe bu kadar motive edilmişken sürecin sonraki adımları için Rusya -artı İran- ve ABD’nin sadece ikna edilmesi değil, motive de edilmesi zaruri görünüyor. Süreci sevk ve idare etmenin bir yolu ABD ile Rusya arasındaki çıkar çatışmasından istifade etmektir ki Türkiye bunu bir ölçüde yapıyor. Ancak haritanın büyüklüğüne bakıldığında bu tek başına yeterli olmayabilir.

İki süper gücün, Suriye tasarımında radikal bir değişikliğe gitmelerini sağlamak kaçınılmazdır. Zor olmasına zor ama sorunun büyüklüğü çözümün de büyük ve sıradışı olmasını zaruri kılıyor.

  • Abone ol