Evet, Türkiye sıkıntılı günlerden geçiyor. En başta, Afrin harekatıyla açılan uzun ve sancılı operasyon kapısından yürüyoruz. Zaman ilerliyor ve Suriye sınırının neredeyse tamamına yakınını kuşatan güvenlik kaygısını gidermek için katetmemiz gereken uzun bir yol bulunuyor. Sabırla, dikkatle ve bir yandan da dünya başkentlerinin psikolojisinin yöneterek ilerlemek gerekiyor. Önümüzde, sadece bizim için değil, hiçbir devlet için kolay olmayan bir hedef bulunuyor. Risk ve belirsizlikler çok ve sadece askeri zorluklar değil, diplomatik sürprizlere de açık bir sahada yol almaya çalışıyoruz.

İçeride ise, FETÖ kalkışmasının ürettiği gerilim ve buna bağlı olarak bu örgütle bihakkın mücadele için enerjinin düşmemesi, temponun yavaşlamaması zarureti bulunuyor. Bu zihniyetin bütün unsurları devletten temizlenirken, geride yanlışlar, haksızlıklar ve mağduriyetler de bırakmamak gerekiyor. Ya da yol üzeninde yapılan hataların telafisi gerekiyor. Meselenin tek ayağı Türkiye de değil. Bütün dünyada örgütlü bu yapının büyümesi, gelişmeye devam etmesi ve içeride dağılırken oralarda toparlanmamasını da hesaplamak gerekiyor. Sadece bu bahiste; yani FETÖ ile mücadelede bile birçok gereklilik bulunuyor.

***

Mesaimiz bunlarla da sınırlı değil… Türkiye, AB ile müzakere halinde olan, NATO’ya üye bir dünya ülkesidir ve bütün bu coğrafyanın değerlerini geliştirmek, dilini konuşmak ihtiyacı bulunuyor. Zira, ancak böylelikle Türkiye olunabiliyor. Çok fazla ülkeyle problem yaşıyoruz ve her problem diplomasimizin üzerine ağır bir yük bindiriyor. Yüklerden kurtulmak ve çoklu dış politika seçeneklerimizi avantaja dönüştürmek de gerekiyor.

Resmin tamamına bakarsak, içeride ve dışarıdaki meseleler, Suriye’deki harekat veya Batı başkentlerindeki mesai muhtemelen uzun yıllar sürecek bir çabayı da kaçınılmaz kılıyor. Üstelik bu problemlerin hepsinden kurtulmak mümkün de olmayabilir ama en azından yönetilebilir ve riskleri azaltıcı bir politik çıkış bulunabilir. Bugünden daha iyisini sağlayabiliriz…

Ancak, netice ne olursa olsun mutlak surette kaybetmememiz gereken değerler vardır. Yargı bağımsızlığı, temel hak ve özgürlükler, hukuk devleti, şeffaflık, birlikte yaşamak, empati, ötekileştirmeyle mücadele ve mesele bugünlerde gündeme gelen seçim güvenliği riskini bertaraf etmek gibi…

Bir ülke için ama özellikle Türkiye gibi çeşitlilikler ve farklılıklar ülkesi için her şeyden önemli olan içeride bu temel değerler ve hepimizi bağlayan standartlar konusundaki tartışmaları bitirmek, bu kavramları güvence altında tutmak, herkesin kendini sisteme ait hissedebileceği bir seviye yakalamaktır.

Harici problemlerden selametle çıkmanın yolu da bu değerlere verilecek önemden, onlara sağlanacak teminattan ve güvenlikten geçer. Güçlü bir demokrasi içeriden ve dışarıdan gelecek tehditlere karşı en korunaklı zırh demektir.

***

Temel kavramlar üzerindeki tartışmaları bitirmek veya azaltmak veyahut da bir iyiniyet hattı sağlamak aynı zamanda Türkiye’nin dünyadaki hamleleri için meşruiyeti artırır ve dayanışmayı da çoğaltır.

Malum, ne zaman güvenlik politikaları gündeme hakim olsa, demokrasi bahsi için şimdi sırası değil, denir. Bu tespit yanlıştır… İyi şeyler için vakte ve sıraya bakılmaz. Bilakis, böyle havalarda hukuk devleti ve demokrasiden enerji almak daha isabetlidir.

  • Abone ol