Tecrübe denilen ve sık kullanıldığı için de kulaklarda sıradan bir ses etkisi yapan kelime sadece insan hayatının değil ülkelerin de en büyük sermayesidir. Bir önceki nesilden miras kalan bilgi ve alışkanlıklarla; zamanın şartlarının ürettiği yeni bilgiler, yanılgılar ya da deneme yoluyla elde edilmiş davranış biçimleri, karar alma becerileri vs. hem insanın hem de toplumların tecrübe havuzunu oluşturur.

***

Mesela, hukuk devleti prensibi, kanun önünde eşitlik ya da genel olarak demokrasi böyle bir tecrübenin sonuçlarıdır. İnsanlık yüzyıllar boyunca bir arada yaşamanın olabilecek/olamayacak her türlü yolunu denedikten sonra, inanç, din, dil, yaşama hürriyeti, temel hak ve özgürlükler dahil bütün insani değerlerin korunabileceği sürdürülebilir bir sisteme böyle ulaşmıştır. En ideal olanı değil ama ortak tecrübenin eseri olarak en iyi sisteme… Nitekim böyle olduğu için de hukuk devleti ve demokrasi mekanizmaları bazı toplumlarda başarılı bir şekilde işlerken bazılarında işlememekte; bizim gibi bazı ülkelerde ise bazen işlemekte bazen de teklemektedir.

Türkiye de kaçınılmaz olarak, hem yıkımla biten imparatorluk döneminin ardından, hem de 20’nci yüzyıl dünyasının gerçeklerinden yola çıkarak serbest seçim sistemi, çok iyi işlemese bile hukuk devleti prensibi ve en nihayet demokrasiyi tercih etmiştir. Demokrasiye ulaşmak bütün seçeneklerin denenmesi ve denenmeyenlerin de dünyadaki örneklerinin görünüp analiz edilmesinden sonra tek çare olarak mümkün olmuştur. Yani, bu ülkenin tarihi tecrübesinin sonucudur. Art arda yaşanan askeri darbelere rağmen her defasında yeniden inşa edilmesi ve vazgeçilmemesi de yine bu tecrübenin emrettiği bir durumdur.

Demokratik kurumlarla dünyadaki güç ve çıkar mücadelesini birbirine karıştırıp, bu değerlerin sadece Batı’ya ait olduğunu zannedenlerin demokrasi de neymiş, tarzındaki itirazları hiçbir anlam ifade etmez. Bunu bağımsızlık ve yerlilik adına dile getirmek de anlamsızdır. Zira, yine tarihi tecrübe göstermektedir ki Türkiye’nin bağımsızlığı da milliliği de ancak ortak bir demokrasi kültürünün oluşmasıyla, kurumların işlemesiyle sağlanabilmektedir. İnsanların devlete ve sisteme aidiyetlerinin arttığı anlar, farklılıklar arasında dayanışmanın gelişmesi, ancak herkese eşit erişim imkanı sağlandığı ve kanun önünde eşit muamele görme kabiliyetinin arttığı yani demokrasinin geliştiği zamanlardır.

Sadece demokrasi değil, bilimsel ve kültürel gelişmenin gerekliliği de bir tarihsel tecrübedir, çünkü en basit haliyle Osmanlı’nın sonunun getiren faktörlerden en az ikisi bu alandaki geri kalmışlığa bağlıdır. Can acıtan tecrübeler ülkenin bu alandaki eksikliklerin giderilmesi için motivasyon olmuştur. Öte yandan, bugün hâlâ yüksek teknolojide yaşanan zayıflık ile özellikle dijital dünya liginde en alt sıralarda bulunuyor olmamız da bu acı tecrübeden gereken dersin alınmadığını gösterir.

***

Bir başka tecrübe de dış politikadaki yönelimlerdir… Cumhuriyet döneminin ikinci 50 yılında gelişen Avrupa Birliği’ne ait olmak hedefi yine tarihsel tecrübenin eseridir. Tıpkı, ülkenin güvenliği konusunda gerekli görülen NATO üyeliği gibi… Ortak bir değerlendirmenin sonucu ülke için en iyi gelecek planının Avrupa değerleri ve ekonomik imkanlarından istifade etmek olduğuna karar verilmiş ve bu yolda yürünmektedir. Hem AB hem de İslam dünyasıyla iyi ilişki kurabilmek de son dönemde önemi ve gereği anlaşılmış, yine bir başka ortak tecrübe kararıdır. Her iki alanda da yetersizlik yaşanması başka bir mesele…

Türkiye’nin zengin, acılı ve sayısız denemelerle dolu bir tecrübe zincirinden geldiğini unutmayalım. Unutmayalım ki, her sabah dünyayı yeniden keşfetmek gibi yorucu bir mesaiye uyanmayalım.

  • Abone ol