Dış politikada veya dışarıya varan iç/dış türlü politik konularda her şeyden önce gerçekçi olmak şarttır. Zira, dış politikada iyi sonuç bile çoğu kez içeride yükselen hamaset dalgasını dindirmeye yetmez. Özellikle, bilimde, teknolojide, ekonomide, sanatta, kültürde övünebilecek başarıları olmayan ve teselliyi kestirme yoldan kazanılacak görkemli zaferlerde arayan toplumları tatmin etmek kolay olmayabilir. Gerçekçi olacaksınız ve üstesinden gelemeyeceğiniz beklentileri yaratmayacaksınız.

Kudüs meselesi cümle İslam coğrafyası için böyledir. Gerçekçi ve mesai gerektiren bir politika izlenmek yerine, yüksek beklentilerin, güçlü sembollerin eşliğinde bugün yaşanan trajediye varılmıştır. Çıkabilecek en yüksek sesin çıktığı İslam İşbirliği Teşkilatı’nın ortak bildirisi de en nihayet caydırıcı bir öneri zikretmemektedir. Bugünden itibaren İsrail devletinin ekonomik, askeri ve siyasi olarak kaybı veya ilave riski görülmemektedir. Sözgelimi, İsrail Şekeli değer kaybetmemiştir veya herhangi bir uluslararası finans kurumu katliamdan dolayı bu ülkeye yönelik yaptırım düşünmek şöyle dursun, takipte olduklarına dair bir açıklama bile yapmamıştır. Hatta, bırakın dünyadan örnek aramayı, İİT’ye üye hiçbir ülke bildiri sonrasında İsrail’le yapılmış küçük de bir ekonomik bağlantısını iptal etmemiştir. Ne turist gönderen yasak koymuştur, ne de turist bekleyenler İsraillilere kapıyı kapatmıştır. Kudüs’ü başkent ilan etti diye İsrail devletinin enerji tedarikinde de bir problem yaşamamıştır. 

***

İsrail böyleyken, Büyükelçiliği açarak İslam dünyasına bu yüzyıldaki en büyük onursuzluğu yaşatan ABD’ye yan gözle bile bakılmayacağını söylemeye gerek var mı?

İşte gerçek denilen şey böyle çarpıcıdır. Yapamayacağını söylemeyeceksin… 

Bütün bunlar elbette şaşırtıcı değildir. Ne kadar gösterişli sözler dile getirilse bile -ki bazılarının samimi ve acılı olduğuna şüphe yoktur- bir sonuç çıkmayacağı tahmin ediliyordu. Zamanında alınmayan önlemler, gerektiği zaman yapılmayan çalışmalar ve süreç, adım adım İsrail lehine gelişirken yapılmayan hamleler Kudüs’ün sonunu hazırlamıştır.

İslam dünyası güçsüz değil, beceriksiz ve amatördür. Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve sivil toplum gibi kurumlar oluşmamıştır. Bilgi, tecrübe, objektif düşünce ve iş görme metodu son derece zayıftır. Bu coğrafyada, yaklaşan tehlikeleri sezebilecek, önleyici hekimlik kabiliyetine sahip ve sözü dinlenen, tecrübe sahibi liderler yoktur. İİT ve Arap Ligi gibi mekanizmalar acil önlem kapasitesine sahip değildir ve başta Filistin/Kudüs meselesi olmak üzere, devam etmekte olan hiçbir kronik krizi takip eden ortak komiteler dahi bulunmamaktadır. Düşünün… Kudüs bütün İslam Dünyası’nın ortak meselesi ama bu sürecin diplomatik mesaisi; yani İsrail ile pazarlıklar ve muhtelif görüşme süreçlerinin dosya ve taktiklerinin sevk ve idaresi hala sadece Mahmut Abbas’ın ofisinden ibarettir.

***

Bu acı, kanlı ve trajik kıssadan hisse…

Bir ülke veya ülkeler topluluğu, bir lider ya da liderler topluluğu karşılanamayacak beklenti yaratmamalıdır. Hamaset ve semboller dozunda kullanıldığında bazen politikanın bir parçasıdır ama her politikanın değil, irili ufaklı bütün meselelerde en yüksek dozla hiç değil. İşe de yaramaz… Çok değil bir- iki sene önce, Rusya tarafından ilhak edilen Kırım da çok ama çok önemli bir davamızdı. Rusya hayatımızın eksilmez bir parçası haline geldi ama Kırım’ın adını hatırlayan kalmadı.

Çin’de zulüm altında inleyen Uygur Türklerinin trajediyle bile anlatılamayacak meseleleri haber bile olmuyor. Sayıları 15 milyona ulaşan dindaş ve soydaş bir halk oysa… O meseleden bahseden kaldı mı?

Başka örnek sayalım mı? 

Çok geçmez, Kudüs’ü de sadece yakınma cümlelerine hapseder unuturuz. Çünkü unutmamak için diplomasi, siyaset, sahici adımlar vesaire gerekir, o da bu coğrafyanın tabiatında yok. 

Dünya herkesin her istediğini başarabileceği bir oyun bahçesi değil. Bir güç oyunu var ve kimseye lafla, hamasetle üstünlük imkanı tanınmıyor. Bu kadar onur kırıcı neticeden sonra hiç olmazsa bunu bilelim.

  • Abone ol