Seçime kadar yaşanan süreç, hatta birbirine eklenen bütün süreçler tabiatı gereği beraberinde ağır bir siyasi atmosfer üretti. Bunun tek sebebi sadece Türkiye gibi siyasete eğilimli bir toplumda yaşıyor olmamız değildir. Evet, sıradan zamanlarda bile siyaset konuşmak ve siyasi liderleri kritik etmek bir alışkanlıktır. Bilhassa ülkenin temel sosyal meseleleri ve kimlik problemleri aktif haldeyken insanların siyaset konuşmaları kadar tabii bir şey olamaz. Bütün meseleleri çözecek olan siyaset olduğuna göre başka da yöntem yoktur. Herhangi bir münakaşanın siyasetsiz olması beklenemez.

Ancak Türkiye’nin son dönemdeki yaşamakta olduğu siyasetsiz konuşamama halinin geleneksel siyasete meylinin ötesinde bir sebebi daha var. O da bir sistem değişikliğine gidiliyor olması ve 24 Haziran’la bunun tamamlanmasıdır. MHP Lideri Bahçeli’nin Cumhuriyet tarihinin “üçüncü evre”si dediği ya da siyasi rakiplerin rejim değişikliği olarak tanımladığı güçlü bir değişim. Sadece devlet sistemi, kamu yönetimi düzeni ve merkezi siyaset pozisyonları değişmiyor, beraberinde siyasal partiler ve liderliklerinin ağırlığı da yeniden hesaplanıyor.

***

En aktüel örneğe bakalım… Normal şartlarda AK Parti’nin 24 Haziran’daki oy kaybı çok büyük bir siyasal veri olabilecekken, Erdoğan’ın seçim zaferi ve icra yetkisi taşıyan bir numaralı makamı kazanması bu veriyi tartışmayı ikinci plana itiyor. Yeni sistemin siyaset konuşma kalıplarının değişimine dair ilk ciddi işaret budur. Ya da yeni kurulduğu halde parlamento seçiminde yüzde 10’u yakalayan İYİ Parti’nin bile 25 Haziran sabahı buruk olması… Burukluk normal zira yeni sistemde güç başkanda olacak Meclis’te değildir.

Peki buna rağmen “Oyları yüzde 11 seviyesinde kalan MHP ve Bahçeli neden mutlu ve başarılı hissediyor?” derseniz bunun da cevabı başkanlık sisteminde. Birincisi MHP, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığını AK Parti’den bile önce ilan etmişti ve seçim sürecinde de tavandan tabana Erdoğan’a destek vererek kazanan tarafta oldu. Netice gösteriyor ki Erdoğan’ın seçim başarısında MHP oylarının rolü büyüktür. Bahçeli için bir başka mutluluk gerekçesi ise mimarisinde büyük rol oynadığı yeni sistemin sandıktan istediği sonucu alarak çıkmasıdır. Adayı kazanırken, partisi kendi ifadesiyle “kilit” rolünü güçlendirdi. Bununla birlikte Cumhur İttifakı’nda yasama faaliyetlerinde bir sorun çıkmayacağı kanaatimi bir kez daha tekrarlayayım. Erdoğan ve Bahçeli bu dönemi ustalıkla idare edecektir.

Yeni dönemin ana siyasi karakteri de bu noktada ortaya çıkıyor. Sadece bugün değil pek muhtemel ki sonraki seçimlerde de ittifak ihtiyacı olacaktır. Sandık başında değil, her adımda… Erdoğan da bunun önemini yerinde ve zamanında görerek, 15 Temmuz’dan itibaren süreci iyi yönetti ve 24 Haziran finalinde şahsi oylarını artırarak kazanmayı bildi.

***

Şimdiden sonra yeni sistemin ve dolayısıyla yeni dönemin siyaset anlayışı, irili ufaklı bütün aktörlerin siyasi ağırlıkları büyük ölçüde Erdoğan’ın devlet yönetiminde hangi konuya ve hangi kuruma ağırlık verdiğine bağlı olarak şekillenecek. Kurucu irade gücünü ve imtiyazını omuzlarında taşıyor zira… 16 Nisan’la değişen anayasanın ilk yorumlarını bizzat Erdoğan’ın icraatlarıyla göreceğiz. Bakanlık sayısının azaltılması ve beraberinde sistemin merkezine monte edilmesi düşünülen yeni kurulların gücü gibi…

İhtimal ki bir süre sonra on yıllardır alışılan siyaset yapma biçimi ve siyaset konuşma biçimi bu yeni yoruma göre bambaşka bir şekil alacaktır. Değişim böyle etki yaratır… Kavramlar ve referanslar Ankara’dan taşraya, akademiden medyaya kadar değişecektir; hatta kahvehanedeki siyaset dili bile bundan nasibini alacaktır.

  • Abone ol