Kanuni takvim işledikten sonra yeni hükümetin; daha doğrusu hükümet sisteminin ilk ve acil görevinin ekonomide inisiyatifi ele almak olacağı aşikardır. Sadece geçmiş dönemden devreden problemlerin halli değil, aynı zamanda başkanlık sisteminin ekonomik yaklaşımının temelleri atılacaktır. Genel hatlarıyla risklerin ve fırsatların Cumhurbaşkanı’nın yaklaşımıyla değerlendirileceği bir döneme adım atacağız.

Nasıl bir yaklaşım olabilir? Spekülasyon yapmaya gerek yok ekonominin kuralları ve gerçekleri rasyonaliteyi kaçınılmaz kılmaktadır. Bu kural, sadece Türkiye gibi nispeten kırılgan ekonomiler için değil gelişmiş gelişmemiş bütün ülkeler için geçerlidir. Üretimimiz ve satın aldıklarımız belli. İhracatımız ve ithalatımız arasındaki makas ortada. Bireysel tasarrufların seviyesi malum. En nihayet, çarkı döndürmek için her yıl ihtiyaç duyduğumuz iç ve dış finansman miktarı besbelli.

***

Bakkal hesabı yapalım anlaşılsın.

En önemli mesele borç para ihtiyacımızı azaltmak ve faiz yükümüzü hafifletmek. Bunun ideal yolu en başta; daha fazla üretip ithalata bağımlılığı azaltmaktır. Ki, uzun da olsa kaçınılmaz olarak girmemiz gereken yol budur. Beraberinde iç tasarrufu; yani işçinin, memurun, esnafın da tüccarın ve sanayicinin de bir kenara -bankaya- para koymasını temin etmektir. Bu ne kadar mümkün herkes kendi çevresinden anlayabilir. Bütün bunlar olmalı ki Alman, İngiliz, Fransız, Amerikan işçisinin, öğretmeninin, memurunun, tüccarının ya da para babalarının tasarruf ederek bize faizle verdiği paraya ihtiyacımız azalsın. Ama tasarruf etmek sadece tutumlulukla olmuyor. Önce üretmeniz, ürettiğinizi satmanız ve bu satıştan da ihtiyaçlarınızı karşıladıktan sonra artan paranız olması lazım.

Tekrarlayalım… Bu meşakkatlidir ama bir ülkenin; hele de Türkiye gibi yeterince gelişmemiş ve ilk dünyada 10’a girmek iddiasına sahip bir ülkenin muhakkak surette kat etmesi gereken bir yoldur.

Hangi ekonomik sistemi uygularsanız uygulayın, yerden petrol fışkıran 3-5 milyon nüfusa sahip ülkelerden değilseniz geçmeniz gereken yol da budur. Bunu bilelim de yeni döneme ilişkin beklentileri ve hesapları şaşırmayalım.

Gayet tabii ki Cumhurbaşkanı Erdoğan da bunu herkesten iyi biliyor. Bazen isyan noktasına varan çıkışlarına rağmen gerçeğin üretmekten ve dış borç riskini azaltmaktan geçtiğini Erdoğan’dan daha çok tecrübe eden lider de yoktur. Yeni dönem yaklaşımında da bu arayışın izleri vardır. Epeyidir bilhassa Merkez Bankası başta olmak üzere ekonomide rol sahibi kurumlardan şikayetinde de en nihayet bu arayışı motivasyonu olmalıdır.

***

Şu anda muhtevasını bilmediğimiz yeni kurullar ve yeni ekonomik model işte en başta bu yüzden merak etmeye değer. Çünkü, bir yandan eski dönemin problemlerini aşacak, öte yandan da yeni dönemde risk, borç ve faiz artırmayacak bir formül kolay olmayacak.

Söylemlere yansıdığı şekliyle, enflasyonu -ki Haziran ayı yüksek geldi- indirmek için süper faiz indirimi olabilir mi? Olursa hemen mi olur? Bu soruların cevabı da ekonomi yönetiminin mimarisinden anlaşılacaktır. Belki asıl hamle, şimdiden erkene alınma ihtimali araştırılan yerel seçimlerden sonraya kalacaktır.

Bir kez daha, ekonomide her ne yapılacaksa bunun Türkiye’yi hukuk ve demokrasiyle güçlendiren reformlarla güçlendirmeden mümkün olmadığını hatırlatalım. Temel sermaye budur ve maharet ancak bu yapı üzerinde gösterilebilir.

  • Abone ol