Bu ülkenin demokrasi mücadelesinin bazı sembolleri vardır.

Askerin sistem üzerindeki ağırlığı, Kürt sorunu, inançları yaşama hakkı, ifade özgürlüğü, azınlıkların bitmeyen problemleri... Sonra herkesin meşrebine göre daha başka sorunlar. Sağdan soldan, dindardan laikten farklı istekler onyıllardır konuşulur, tartışılır.

Evet artık bazıları geçmiş zaman hikayesi oldu. Hem sembol olmaktan çıktılar, hem de sorunlar arasında sayılmaz oldular. Bazıları da yer değiştirdi. Dindarların kamuda ve sosyal hayatta yer alma problemi bitti, yerine laiklerin mutsuzluğu ikame oluyor.

Bu ülke böyle ne yazık ki... Herkesin birden mutlu olduğu, herkesin birden kendini iyi hissedeceği ve yüzünün güleceği zamanlar için daha bekleyeceğiz. Ya da umarız Başkanlık Sistemi bunun için bizi fazla bekletmeyecek...

Onyılların sorunları ve talepleri içinde biri var ki hemen herkes bunun halli için mutabıktı. Genelkurmay Başkanlığı’nın Milli Savunma Bakanı’na bağlanması... Dün sabah bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle ülkenin en büyük sembolik demokratik hamlesi ikmal edildi. Artık Genelkurmay fiilen olduğu gibi “resmen” de sivil otoriteye tabi olacak... Gerisi sivil otoritenin hem askeri hem de bütün sivil bürokrasiyi demokrasi duygusuyla sevk ve idare etmesine kalıyor. Bağlamak yetmez farkı da göstermek gerekir.

Bilindiği gibi bu adım, darbelerin ve askerin siyaset üzerindeki geleneksel vesayetinin önlenmesi için kestirme bir yol olarak görülmekteydi. Böyle olup olmadığı tartışmalıdır ama bir aralar TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesi de demokrat fikir dünyası için benzer bir sevimsizlik objesiydi. O madde uzun yıllar süren tartışmaların ardından 2013 Temmuz ayında kaldırıldı. Asker derbe yaptığında, mesela 12 Eylül’de bu maddeyi hukuki bir dayanak olarak göstermişti. Eski hali “Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır” olan madde, “Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; yurt dışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak, caydırıcılık sağlayacak şekilde askeri gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak, TBMM kararıyla yurtdışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmaktır” ibaresiyle değiştirildi.

Değiştirildi değiştirilmesine ama ikinci yılını geride bıraktığımız 15 Temmuz darbe girişimi yine de oldu. FETÖ tayfası kanunsuzluğa kanuni dayanak aramaya ihtiyaç duymadı. Neyse ki millet gereken cevabı verdi; zihinlerde yerleşik demokrasiye hizmet maddesi gayet güzel işledi. Darbe püskürtüldü...

***

Yeni sistemin tabiatı gereği herkesin Cumhurbaşkanı’na bağlı olması nedeniyle Genelkurmay’ın bu yeni statüsü çok anlamlı bulunmayabilir ama öyle değil. Olması gereken ve demokratik olarak yapılması gereken sembolik de olsa yapılmalıdır. Şimdi bu yapıldı ve iyi oldu. Savunma Bakanlığı’na bir askerin atanması da belli ki bu geçiş dönemini kolaylaştırıcı bir siyasi hamle olarak düşünülmüştür.

15 Temmuz’un siyasi mirasına böyle adımlar yakışır. Bir hükümetin niyeti de demokratik adımları kendi dünyasına saklayıp gerektiğinde lütuf olarak vermeyi taahhüt etmesinden değil, böyle açık ve net kanun hükümleriyle bağlamasından anlaşılır. Elbette darbesiz bir sistem, iyi bir demokrasi kanunla, yönetmelikle temin edilmez ama demokrasiyi tehdit altında tutan kanunlarla da asla güçlü demokrasi olamaz.

Yeni sistem inşa edilirken mutlaka ama mutlaka gözetilmesi gereken prensip bu sistemin ülkeyi geleceğe taşıma kapasitesi olmalıdır. Bunun yolu da demokrasi ve hukuktan geçer. Bugünün dünyasında ABD’dan Rusya’ya hatta Avrupa’ya kadar sert esen rüzgarların demokrasiyi geriletmiş görünmesine aldanmayalım. Türkiye’nin de dünyanın da başka makul ve kalıcı çıkış yolu yoktur. Yeni sistemi, dünyadaki rüzgar dindiğinde karşılaşacağımız gerçeğe uygun olarak hazırlayalım. Hazırlayalım ki 15 Temmuz’dan aldığımız dersle 16 Temmuz’u kavgasız, gürültüsüz ve acısız yaşayalım.   

  • Abone ol