Henüz adaylık kampanyası dönemindeyken Trump’ın dünyanın başına ne kadar büyük bir dert olacağı belliydi ama ‘taç giyen baş akıllanır’ duygusu hep galip geldi ve kimse yeterince kaygılanılmadı. Hatta, Başkanlık koltuğuna oturduğu güne kadar herkes bir şekilde ‘ABD derin devleti!’nin yolun bir yerinde müdahale edeceği umudunu bile taşıyordu. Malum derin gücün gerçekte sanıldığı kadar işe yaramadığı şimdi daha iyi anlaşılıyor. O kadar ki partisinin önde gelen isimleri dahil bütün geleneksel politika yapıcılar feveran ederken Trump bildiğini okumaya devam ediyor.

ABD ve dünya için daha kötü olan da şu: Trump bildiğini okumayı kestiği anda o koltukta oturamayacağını biliyor. Yani, bundan sonra da çivi çiviyi sökmeye devam edecek!

Trump, dünya sisteminin önde gelen aktörleri; Amerikalı ve Avrupalı politik seçkinlerin dünyanın sorunlarını çözmekte yetersiz kaldığı bir ortamda iktidar oldu. Küresel plandaki beceriksizliğin üzerine, ABD’nin yaşadığı göçmen/vatandaş istihdam ve refah paylaşım dengesizliği ona bulunmaz bir imkan sağladı…

Sonrası ise yaşamakta olduklarımız.

Küresel veya yerel planda hiçbir şekilde demokratik değerlerden hazzetmiyor. Basın özgürlüğünden nefret ediyor, ABD’nin çıkarlarına odaklı ticari ve diplomatik politikayı fetişleştirmiş bulunuyor. Ülkesinin dünyada istediği gibi söz sahibi olduğu garantili zeminde, pastanın kremasını kendileri yerken kırıntılarıyla geri kalanların idare edeceğini zannettiği bir hayali pazarlıyor. Yeniden büyük Amerika dediği böyle bir şey…

***

NATO ve BM gibi ağır aksak da olsa işleyen uluslararası kurumları köşeye sıkıştırmak, özellikle de Avrupa Birliği’ne karşı iştahlı bir düşmanlık kampanyası yürütmek ABD Başkanı için hayatın eğlencesi haline gelmiş bulunuyor. Uluslararası sistem yerine önerdiği şey ise gerçekte, “Benim sözümden çıkmayın” demekten başka bir şey değil.

Yerleşik düzenin zaaflarını kullanarak başkan oldu ama Trump gerçekte yerleşik düzene savaş açmış değil ve geleneksel kuralları falan da yıkmıyor. Yaptığı şey insanlığın tecrübe ederek geride bıraktığı veya bırakmaya çalıştığı kötülükleri yeniden ortalığa salmaktan ibaret. Irk ayrımcılığı, göçmen karşıtlığı ve İslam düşmanlığı yapıp, kadın hakları ve çevre duyarlılığı gibi politikalara itiraz ederek, temel kriz noktalarında kuralsızlığı ve vurdumduymazlığı iktidara taşıyor. Sadece ABD iktidarına değil küresel iktidara da…

Başkanlıkta iki yılı doldurmadan dünyayı Müslümanlar, göçmenler ve dezavantajlı gruplar için daha da güvensiz hale getirmeyi başardı. Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyarak, Körfez’deki ittifakları parayla tanzim ederek, İran’la anlaşmayı bozarak ve sayısını her geçen gün artan ülkeye vize kısıtlaması getirerek ötekileştirmeye modern tarihte olmadığı kadar geniş bir alan kazandırdı. Yerleşik düzene başkaldırı olarak pazarladığı yeni sistemden, en çok yerleşik düzenin mağdurları zarar görüyor. Görmeye de devam edecekler…

***

Elbette dünyada Trump’ın görüşlerini taşıyan başkaları da var ama onlar ABD Başkanı kadar iletişim imkanına sahip değiller. Bu marjinal fikirler ve gerçeği eğip büken tarz şimdi ABD Başkanı olmanın getirdiği iletişim gücü nedeniyle hak edilmemiş bir yaygınlık kazanıyor. Dünyanın her yerinde -bilhassa Avrupa’da- irili-ufaklı ayrımcı ve ötekileştirici akımları cesaretlendiriyor, makuliyeti baskı altına alıyor.

Ürettiği problemleri aşabilmek bir yana; Trump’tan sonra insanlık, gerçeği bulmak için onyıllardır yürüdüğü yolları yeniden yürümek zorunda kalacak gibi görünüyor.

  • Abone ol