Sadece sistem değiştiği için ve daha hızlı karar alınan bir modele geçildiği için değil, sistemin niteliğinden bağımsız olarak Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu sorunların acil çözüme ihtiyacı vardır. Model ne olursa olsun yapılması gereken işler ve geciktirilmeden atılması gereken adımlar vardır.

Öte yandan, meseleler sosyal barış, ekonomi veya dünyayla ilişkiler diye sıralanabilir. Ama böyle bir sıralama bile çok şey ifade etmeyebilir. Kime göre sosyal huzursuzluk var veya kime göre dünyayla ilişkilerimiz kötü ki? “Yıllardır dezavantaj yaşayan kesimler şimdi gün yüzü görmeye başladı. Bu mu sosyal gerilim?” diyen çok. Ya da “Dünyayla anladığı dilden konuşuyoruz, tabi iki bizi sevmezler” görüşü de hakim. Yahut da ekonomide sıkıntı denilen şey nedir? “Alt gelir gruplarının kazancı artıyor ve orta üst sınıflarda sıkıntı varsa biraz da sıkıntıya katlansınlar” diyen de yok değil…

***

Neyin problem olduğu ve o problemin hangi tarafından tutularak çözüleceği konusunda da ciddi bir görüş ayrılığı olduğunu kabul etmeliyiz. Neticede, farklı siyasi gruplar, sosyal kesimler ve hacmi ne olursa olsun sosyal unsurlar kendi çıkarlarının genişlemesi ve korunması için çaba gösterirler. Bunu yaparken de her zaman adil olmalarını veya empati kurmalarını bekleyemezsiniz. Zaten adalet ve empati duygusu da en azın neyin sorun olduğunu tespitte olduğu gibi son derece izafidir. Kime göre, neye göre?

Sadece ana konular değil; eğitim gibi en temel konu olmak üzere, kültür, akademi, sanat, şehirleşme, çevre ya da ulaşım gibi bütün hassas alanlarda hem büyük sorunlar var hem de büyük görüş ayrılıkları.

Hal böyle olunca toplumun farklı kesimleri arasında kamu önünde veya sosyal hayatta eşitliğe dikkat çekmek ve bunun için söylenip durmak da bir süre sonra sıkıcı kabul edilir. Bunu kanunla ve mavzuatla temin etmek de çoğu kez imkansızdır.

Yeni dönem veya eskiden miras kalan süreç; adı ne olursa olsun yine de yapılması gereken herkesin eşit erişime imkan tanıyacak bir zemin oluşturmaktır. Kamuda, özelde, sivil toplumda… Eşit erişim hakkı ve düşünceyi serbestçe ifade edebilme imkanı… Böyle bir zeminin temini meselelerin büyük kısmını ortadan kaldıracaktır. Yine tatminsiz ve mutsuz kesimler olacaktır ama gerilim makul seviyeye inecektir. Dahası, ülkenin sorunları konusunda görüş, fikir ve bakış açısının artması iktidar için de bir zenginlik olacaktır. Yeni sistemin yerleşmesi ve kabulü açısından da böyle bir imkan, bütün yasal mevzuattan çok daha değerli bir kazanım olacaktır.

Daha demokratik bir ortam, kararı başkan verecek olsa da farklı toplum kesimlerinin, farklı görüşlerin çözüm bekleyen sorunlar konusunda neler düşündüğünün ve neye rıza gösterebileceğinin anlaşılması için tek yoldur. Siyasi dille, yargıyla, medyayla, daha çok ifade hürriyetiyle açılacak bir yol…

***

Siyasal gerilimi düşmesi de bu yolun açılmasına bağlıdır. Dünyadan bakıldığında bazen ekonomi ve finansta bazen de diplomaside başımıza bela olan sert kritiklerin aşılmasının yolu da buradan geçer.

Hangi meseleye öncelik vereceksek verelim önce bu zemini onaralım. Ki, bir daha başa dönmeyelim.

Böyle bir zemin Türkiye’nin meselelerini sanılandan çok daha kolay çözülebileceğini, iktidar karşıtı olsa da geniş kitlelerin sisteme aidiyet duygusunun artacağını ve ortak iyiye gidiş için enerji üreteceğini gösterecektir.

  • Abone ol