Son zamanlarda çok sık duyduğumuz ama hayata geçemeyen “dostları artırmak/düşmanları azaltmak” fikri esasen bütün ülkelerin tatbik etmekte sakınca görmeyecekleri ve fayda elde edecekleri bir politikayı ifade ediyor. Bu sadece ekonomik kalkınma veya güvenlik arayışındaki nisbeten riskli ülkeler için değil, ABD ve Rusya gibi süper güçlerin de olmazsa olmaz ihtiyacıdır. Mesela, son günlerde rahip krizi üzerinden tehdit yağdıran ABD’nin de yapabileceklerinin sınırı Türkiye’yi kaybetmek riskini almaya kadar gidemez. Afrika’da adı bilinmez bir ülke için bile çaba gösteren süper güçler bu prensibi kolaylıkla bozamazlar. Yakın zamanda görüleceği gibi bozamayacaklardır da…

Dostları artırmak, ekonomik ve diplomatik güvenlik alanını genişletmektir. Yani, yabancı finans ihtiyacınız varsa veya yabancı yatırımı çekerek ekonominizi büyütmeniz gerekiyorsa dostluklar temel sermayedir. Sayılarını artırmak zorundasınız. Dış politikada dostluk denilen şey esasen çıkar birliği demek olduğuna göre bu prensip karşılıklı çıkar birliğini kurup sürdürmek demektir. Karşılıklı bağımlılık ve gelecek perspektifi isteyen bir ilişki biçimidir. Beraberinde dünyayla aynı dili konuşmak, evrensel değerleri sahiplenmek ve bunlar için çaba göstermeyi de içerir. Ortak bir yaklaşımın parçası olmayı zaruri kılar. Ülkeler bunu bazen ikili ilişkilerle gerçekleştirir bazen de NATO ya da AB gibi örgütlerle mükemmelleştirirler. Hepsi, ortak bir güvenlik veya ekonomik imkan dünyası arayışının sonuçlarıdır.

***

Düşmanları azaltmak da aynı amacın olmazsa olmaz bir parçasıdır. Sorunlarla yaşmaktansa bunları ortadan kaldırıp enerji ve kaynak kaybını gidermek en az dostluk kurmak kadar avantaj sağlayan bir yoldur.

Küresel planda güvenli ve müreffeh ülkelerin büyük kısmı bu kuralı doğru uygulayıp sonuç alanlardır.

Türkiye için yeni dönem; yani başkanlık sistemi muhakkak surette bu prensiplerle şekillenmek zorundadır. Coğrafya itibariyle jeopolitik risklere sahip bir ülke için ilk elde, dost sahibi olmasa bile düşman azaltmak doğrudan güvenlik marjını genişletmek demektir. Sınırları emniyetli bir ülke olmak aynı zamanda yabancı sermaye için cazibe üretmek anlamına gelir.

Bu bahiste hamasetin ve şovenizmin de lüzumu yoktur çünkü ne dost artırmak ne de düşman azaltmak bir taviz değildir. Bilakis saygınlık ve prestij kazanmak demektir.

Dış politikanın içeriye etkisinin önemi gözardı edilemez ama aynı zamanda dünyadaki itibarın etkisini de düşünmek zarureti vardır. Bilhassa Türkiye gibi yoğun kaynak ihtiyacıyla yürümek zorunda olan bir ülkenin hamaset yerine rasyonaliteyi benimsemesi basit tabirle enflasyon, kur, istihdam gibi hayati kavramlarla ilgilidir. Bu basit ama önemli ilişkiyi tam zamanında hatırlayıp geleceği buna göre şekillendirmek gerekir.

Nasıl yeni dönemde içeride barış ve toplumsal katmanlar arasında yakınlaşma gecikmeden halledilmek zorundaysa, dışarıda da sorunlu dosyaları biber birer temizlemek zamanıdır. Her iki problem alanının birbiriyle ilgisi malumdur. Biri olmazsa diğerinin olamayacağı da açıktır.

Yeni dönem yeni ve büyük bir fırsat dönemidir. Herşeyi birden yapmanın önünde bir mani yoktur.

  • Abone ol