Yeni dönemin yol haritası sayılabilecek 100 günlük program açıklandı. Bazıları kamuoyunun bildiği ve ayrıntılarını merak ettiği, bazıları ise daha önce gündeme gelmemiş 1000 icraat kalemi bugünden itibaren çalışılmaya başlanacak. 100 günlük plan genel hatlarıyla, bakanlıkların kısa vadeli iş programını ifade ediyor. Yürümekte olan çalışmaların yanında mutlak surette gerçekleştirilecek işlerin bir listesi oluşturulmuş bulunuyor.

Eksik ya da fazla hükümetin yapacaklarını toplumla paylaşması ve çalışmalarının bu paylaşım üzerinden denetime açılması olumludur. Özellikle yeni sistemin çok tartışılan denetim fonksiyonu eksikliğinin an azından icraat bazında bilinirlik ve görünürlükle takip edilebilir olması isabetli bir adımdır. 

***

Gayet tabii ki Türkiye’nin önündeki ana meseleler açıklanan bu programla sınırlı değildir. Tak başına ABD ile yaşanan son kriz bile ağırlık ve yük olarak terazinin bir kefesini tartacak kadar önemlidir. Bununla birlikte dış politikada herbiri bir diğerinden öncelikli ve önemli kriz dosyaları ana problemlerimizin başında gelmektedir. 

Ekonomide geleneksel üretim problemi ve aktüel olarak finansal daralma yine tek başına bir büyük paket değerindedir. Makro rakamların en popüleri olan kur, enflasyon ve faizde nereye doğru gittiğimiz ve nerede duracağımız can yakıcı bir soru olarak önümüzde duruyor.

Ve elbette demokratik hayat atmosferinin daha fazla oksijenle zenginleştirilmesi… Hukukun, temel hak ve özgürlüklerin, ifade hürriyetinin hem son dönemde ülkenin karşı karşıya bulunduğu özel durumlar nedeniyle yıpranan noktalarda yapılması gereken onarımlar, hem de zaten doğal gelişimin gerektirdiği adımlar atılmayı beklemektedir.

Diplomasi, ekonomi ve demokratik hayat…

Bu üç alandaki ihtiyaçlar bütün paketlerden daha büyük ve önemli bir paketi oluşturuyor. Bırakın acil olmayı gecikmiş bir paket üstelik… Türkiye’nin kaybettiği pırıltıyı yeniden kazanması, içeride ve dışarıda yeniden pozitif bir ajanda ile konuşulur olması için gerçek anlamda bir beyaz sayfaya ihtiyaç bulunuyor. 100 günlük planı da devamında yapılacak bütün işleri de kolaylaştıracak olan bu yeni anlayışın üretilip sahaya yansımasından geçiyor.

Dış politikada itibar, sorun çözmek ve alan kazanmak için gerekli olan şey ile ekonomide yabancı sermaye çekebilmek, yerli yatırımcıyı motive edebilmek için gerekli olan şey aynıdır: Kavgasız, gürültüsüz, hukukun her kademede egemen olduğu, özgür ve bilhassa endişesiz bir ülke tablosu yaratabilmek.

Yeni sistemin ve sistemin lideri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önünde bunu sağlayabilmek için bulunmaz bir halk desteği ve bir o kadar bulunmaz bir ortak talep zemini bulunuyor. Herkes istiyor ve böyle bir zemin herkesin işine yarıyor. Bunların hepsi yasa veya yönetmelik de gerektirmiyor. Özgürlükçü bir bakış açısı, işlerin sevk idaresinde şeffaf bir tarz, yargının kazanacağı evrensel hukuk perspektifi vb. mesafenin büyük kısmını almakta yeterli olacaktır. Sadece ifade özgürlüğünün ve rahatça konuşabilmenin ülkeye katacaklarını bir düşünün…

***

Bu adımlar katma değeri yüksek ve kısa sürede netice verecek niteliktedir. Atmosferin demokratikleşmesi bütün diplomasiden ekonomiye, sanattan sokağa kadar bütün sektörleri ve bütün mahalleri birden aktif hale getirir. Çözülemeyen ve çözülemediği için de artan maliyetler üreten sorunlarda mesafe alınmasını sağlar. Türkiye’ye de tahminlerin ötesinde bir itibar sermayesi kazandırır.

Bir yanda ilk 100 günlük veya ilave 100 günlük yeni programlar çalışırken öte yanda Türkiye’nin temel sorunlarına ilişkin yeni bir yaklaşımın çalışması kadar isabetli bir politika düşünülemez. 

  • Abone ol