ABD yönetiminin Türkiye’ye karşı yaptırım ve tavrının yol açtığı sonuçları yaşıyoruz. Son cümleyi baştan söyleyelim. Türkiye bu krizden elbette etkilenir, şu anda olduğu gibi zarar görür ama neticede atlatır. Ülkenin şu andaki makro dengelerinin yani, bütçe yapısının, bankacılık sisteminin, borçlanma kapasitesinin uluslararası kriterlere uygunluğunun ve en nihayet stratejik konumunun değeri ortadadır. Bu tatsız süreç uzadıkça maliyetler artabilir, finans faturamız yani faiz yükü büyüyebilir ama yolun bir yerinde normale döneceğimiz kesindir. Çünkü, yaşanmakta olan yapısal bir kriz değildir. Sarsıcı da olsa geçici bir problemle karşı karşıyayız.

***

Biz krizin etkilerini yaşarken süreç uzadıkça ortaya çıkacak hasarların endişe verici boyutunu Avrupa da görüyor. Çünkü, Türkiye başına ne gelirse gelsin oturup seyredilecek bir ülke değildir. Bulunduğu coğrafi konum ve nüfus gücü, özellikle Avrupa ile dış ticaret kapasitesi yaşadığı her türlü istikrarsızlığın çarpanını büyütüyor. Son tahlilde ABD yönetimi bugünlerde ıskalıyor olsa da NATO üyesi bir ülke olmanın bütün müttefiklere yüklediği bir sorumluluk da bulunuyor.

Kaygıların Avrupa’da da paylaşılması bu açıdan şaşırtıcı değildir. İlişkilerimizin en iyi dönemini yaşamadığımız Almanya bile endişeli ve endişesini açıkça yansıtma ihtiyacı hissediyor. Almanya Şansölyesi, şöyle diyor: “Türkiye’deki istikrarsızlık kimsenin faydasına değildir. Biz, Türkiye’de ekonomik refah görmek istiyoruz.” Şansölye Merkel de biliyor ki kriz uzadıkça ve Türkiye’nin maliyetleri arttıkça bu ABD tarafından umursanmazsa bile Avrupa için onarılması gereken bir hasar demektir. Ekonomisi gerilemiş ve başta finansal ve mali istikrarsızlık olmak üzere bütün ekonomik ünitelerde refah kaybı yaşayan bir Türkiye’nin mutlaka desteklenmesi gerekecektir. Bu da Avrupa için ekonomik ve siyasi maliyet demektir. Desteklenmemesi de bir başka maliyet…

Bu kaygı ve endişe, iyi yönetildiği takdirde Türkiye için krizi -en azından- hafifletmek için bir fırsattır. Zira, Türkiye’nin elindeki en büyük sermaye Avrupa ile güçlü ticari ilişkilere sahip olması ve hatta, şimdilerde buzdolabına kaldırılmış olsa da AB ile müzakere halinde bulunmasıdır.

Bir önemli sermaye de karşıda bulunan liderin siyasi karakteridir. Türkiye’ye karşı yaptırımları ve ekonomik silahı kullanmakta olan Trump aynı zamanda bütün dünyanın başına bela olan bir figürdür. Trump’ın Türkiye’ye verdiği zarar AB’nin otomotiv sektöründen tehditle kopardığı vergi ve gümrük avantajları yanında küçük kalıyor. Birkaç hafta öncesinde başta Almanya olmak üzere bütün AB ülkelerini hedefine koyan ve sonunda onları ABD lehine yeni bir anlaşmaya mecbur bırakan Trump’ı en iyi Avrupa tanıyor. Türkiye’ye de istediğini yaptırırsa bunun tek tek bütün ülkeler için yol ve yöntem olabileceği kaygısını hesaba katıyorlar.

***

Bu tabloda Türkiye bir yandan krizin derinleşmesinin önleyici hamleleri planlayıp uygularken öte yandan sadece müttefik Avrupa değil, ittifak kurabileceği bütün ülkelerle ilişkilerini geliştirmenin yoluna bakmalıdır. ABD ile siyasi ve diplomatik mücadelenin çapına uygun olarak bütün imkanları değerlendirmenin ve yeni fırsat alanları açmanın önemi ortadadır.

Bununla birlikte, meselenin Trump boyutu elbette ki çok önemli ve Türkiye’nin bu konuda baştan beri yaptığı analizlerin geldiği noktayı değerlendirilmek gerekiyor. Ki bundan sonrası için hata riski azalabilsin. Bu da başka yazıya…

  • Abone ol