Yaşanmakta olan krizden çıkarılacak çok ders vardır. Kısık sesle de olsa bazı piyasa aktörleri, kurumlar ve bankacılar bunları dillendiriyor. Problemin ABD ile kötü ilişkiler boyutuyla, içeriden kaynaklanan ve öteden beri konuşulmakta olan boyutlarını ayırıp ekonomiye kalıcı bir istikrar kazandırmanın yolları konuşuluyor. Bundan sonra da daha güçlü ve cesur öneriler içeren tarzda konuşulmasında da fayda bulunuyor. Müsademe-i efkâr en çok bu sahada gerekiyor.

Kaldı ki yeni sistemin temel iddiası ve vaadi de hemen her fırsatta tekrarlandığı gibi bu yapısal problemlerin giderilmesi ve ekonomiyi destekleyecek siyasal ve diplomatik adımların atılmasıdır. Yani, yönetenler de yönetilenler de aynı noktada buluşuyor. Buluşuyor buluşmasına ama ABD ile yaşanan problemin ürettiği maliyet bazı adımların gücünü azaltmış ve maliyetini de artırmıştır. Neyse ki bütün bu olanlar Türkiye’nin bölgesel önemini bir şekilde teyid ediyor ve özellikle Avrupa’nın kaygıları içinde bulunduğumuz süreçte hâlâ ciddi bir seçeneğe sahip olmamızı sağlıyor. Sağduyusunu kaybetmiş ve sorumsuz ABD yönetimine karşı Avrupa’nın o sıkıcı soğukkanlılığı bu kez işimize yarıyor.

***

Gelgelelim sorumsuz ABD’ye; yani bu ülkenin başkanına… Ki, yaşanmakta olan krizden çıkarılması gereken en önemli dersi bizzat ABD başkanı Trump hakkında bizde yapılan saçma sapan, hayalci ve bugünden geriye bakıldığında epeyi de gülünç düzeydeki analizler oluşturuyor.

Hatırlanacağı gibi Trump’ın seçilmesi Türkiye medyasının ateşli kesimlerinde, “ABD derin devleti”, “küresel karanlık güçler”, “karanlık mahfiller” vesaire gibi bütün komplo teorilerinin meş’um adreslerine karşı kazanılmış bir zafer olarak takdim edilmişti. Yani, Trump seçildiği için bütün karanlık güçler yenilmişti. Öyle zannettiler.

Bu saçma teori uğruna esasen İslam dünyasının politikaları ve demokratik dünyanın temsil ettiği bütün değerlerin tam zıddı olan ABD Başkanı’nın insanlık için ne kadar büyük bir tehlike olduğunu görmezden geldiler. Trump’un İslam ve diğer “öteki”ler için tamamı ayrımcı ve nefret suçu kapsamına girecek sözlerini duymak istemediler, duyurmadılar. Meksika sınırına duvar örmek için kaynak aramaya başladığında, göçmenler için vize engeli koyduğunda, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 10’dan fazla İslam ülkesine uçuş kısıtlaması getirdiğinde de yine başlar öteki tarafa çevrildi. Ortadoğu dengelerini ABD’nin ticari çıkarları için yerle bir ettiğinde de…

İşler sarpa sardığında komplocu zihinlerin kolaylıkla kaçtığı “Aslında adam iyi ama derin güçler onu manipüle ediyor” tezi söylenip durdu. Oysa Trump’ın böyle bir mazereti olmadığı gibi yaptıklarından gayet memnundu. Ama bizim medya “Hayır hayır, sen iyi bir adamsın ama sistem seni yanlış yönlendiriyor” demekte ısrar etti.

Böylelikle ABD Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınmasına kadar gelindi. Elçiliğini Kudüs’e taşıyarak Filistin davasına en ağır darbeyi indirdi. Geri dönüp arşivlere bakın, o zaman bile bazıları Trump’a kıyamadı. Bu tarihi önemdeki yanlış kararı görmezden gelip sadece Kudüs sloganları atmakla yetindiler. Kudüs kararı onlarda ABD Başkanı’na olan sevgiyi ve itimadı eksiltmedi. Eksiltemezdi zira güzelim komplo teorisi çökemezdi…

***

Trump’ın statükoyu değiştirmek değil bilakis zaten adaletsiz olan dünya düzenini ABD lehine daha da adaletsizleştirmeye çalışan bir lider olduğunu söyleyemezlerdi.

Şaka değil, Trump’ı eleştirdiği için eleştirilen ve hakarete uğrayan yazarlar oldu bu ülkede…

Şimdi ise, gele gele kaçacak bir yerin olmadığı noktaya geldik. Trump’ın doğrudan Türkiye’yi hedef aldığı ve yaptırım kararıyla bizi dünyanın en kalitesiz coğrafyalarıyla bir tutacak kadar çılgınlaştığı noktaya…

Etrafta hâlâ, “Aslında adam iyi niyetli ama derin güçler onu yanlış yönlendiriyor”diyen var mı? Varsa, medyası bu kadar seviyesiz ve kalitesiz bir ülkenin geleceği için umutlanmak mümkün mü?

Netice itibariyla, yaşanan her krizden çıkarılacak o kadar ders var ki… Nereden başlanırsa başlansın yanlış olmaz.

  • Abone ol