Etkileri ve yansımaları bu kadar yaygın ve açık olmasına rağmen ABD ile yaşanmakta olan krizinin detayları hâlâ belirsiz görünüyor. Bu saatten sonra detayların pek anlamı kalmamakla birlikte Washington yönetiminin Pastör Brunson’ın iadesi konusunda ileri düzeyde hassasiyet gösterdiği ve bu adım atılmazsa başka hiçbir şeyi konuşmaya niyetli olmadığı anlaşılıyor. Hatta tek politikaları bu diyebiliriz. Bu amaç uğruna Türkiye gibi önemli bir müttefikle ilişkileri tarihin ne kötü seviyesine getirmeyi göze aldılar.

***

Trump’ın ve Trump yönetiminin sorumluluktan uzak, tehditkâr ve dünya gerçeklerinden uzak bu tavrının sonuçları ortaya çıkmaya başladı. Yaklaşımın yanlışlığı sadece Türkiye değil sorumluluk sahibi bütün ülkeler tarafından eleştiriliyor. Washington’un taşımadığı kaygı Avrupa başkentlerinde açıkça dile getiriliyor.

İçinde bulunduğumuz büyük problem, Türkiye’nin küresel piyasadaki önemini tartmak açısından bir fırsat zemini yaratmıştır. Klasik anlamda jeopolitik güç, bölgesel konum ve elbette gelecek potansiyeli birlikte değerlendirildiğinde Türkiye değil böylesi bir gerekçeyle, daha büyük krizlerde bile feda edilebilecek bir ülke değildir. Yaptırımlar veya benzeri hamlelerle cezalandırılması akıl dışıdır.

Bir adım daha ileri gidelim… Bugünün dünyasında sadece Türkiye gibi önemli bir ülke değil her ülkenin belirli hacimde vazgeçilmezlik değeri vardır ve bir ittifakla birlikte olmasıyla olmaması arasında anlamlı farklar bulunmaktadır. Bu gerçek, süper güç olarak ABD için bütün diğer ülkelerden çok daha fazla değer taşımaktadır. Zira, daha fazla müttefik ve daha fazla iyi ilişkinin süper güçler için çarpanı daha büyüktür.

Nitekim, ABD yönetiminin gösteremediği soğukkanlılık ve politik basireti Avrupa göstermekte gecikmemiştir. NATO üyesi ve AB ile müzakere halinde olan bir ülke olarak Türkiye’ye sahip çıkarak, müttefik dayanışmasına ilaveten dünyanın Trump’ın bakış açısından ibaret olmadığını gösterdiler. Hatta öteden beri kendilerini de rahatsız eden ve sıkıntıya sokan Trump tarzına karşı güçlü bir karşı tavır sergilediler. Böylelikle, krizin başlangıcında Türkiye’nin başka seçenekleri olduğu tezi işlenirken Rusya-Çin-İran adresine yönelen ilgiyi de makul istikamete çevirmeyi başardılar.

***

Öte yandan, ekonomik gerçekler, demokratik atmosferin zenginleştirilmesi ve hukuk devleti anlayışının güçlenmesi için de Türkiye’nin AB hattından daha elverişli bir seçeneği yoktur. Böyle olduğu içindir ki hem iktidar hem de kamuoyu Avrupa eksenli yakınlaşmayı kolaylıkla benimsemiştir. Elbette bu basit ve karşılıksız bir dostluk ilişkisi değildir. Almanya, Hollanda, Fransa gibi ülkelerin Türkiye ile ilişkilerden ekonomik ve politik çıkarları bulunuyor. Bizim de onlarla ilişkilerden çıkarımız vardır. Maharet zaten karşılıklı çıkarları vazgeçilmez kılabilmektir.

Yine de bu kriz Türkiye’ye eğer imkan bulursa; yani mal satabilir ve pazar genişletebilirse Rusya-Çin hattında ilerlemek için avantajlar sunmaktadır. Bu istikamette ilerlemek için illa da yeni paktlar kurmak veya Şangay örgütüne girmek de gerekmiyor. Gücümüz varsa, fiyat ve kalite rekabetimiz destekliyorsa bu ülkelerle daha fazla ticaret yapmanın önünde zaten engel yoktur. Hatta bugüne kadar yapamamış olmak bir eksikliktir.

Türkiye Avrupa ülkeleri ve diğer potansiyel pazarlarla ilişkilerinin kalitesini artırırsa ABD ile yaşanan krizi de faydaya çevirme imkanına sahiptir.

  • Abone ol