Ekonomide kriz üzerine yapılan konuşmalarda, analizlerde ve tahminlerde altına imza atılacak birinci cümle “Türkiye’nin çözülemeyecek sorunu olmadığı”tespitidir. İstenirse ve gerekenler yapılırsa bugün içine düşüğümüz duruma ve benzer risklere mahkum olmayız. Ya da her an başımıza bir sıkıntı gelebileceği stresinden kurtuluruz. Tespit kesinlikle doğrudur…

Buradan anlaşılacak şey nedir peki?

Türkiye isterse dünyanın teknoloji devi yahut da finans zengini olabilir mi? Ya da dünyanın finans güçlerinden biri olabilir mi? Veya bölgenin finansal rezerv merkezi?

İstersek her sorunu çözeriz demek bunlar da değildir elbette. “İstemek” sadece gerçekçi olanı istemek ve buna göre planlama yapmak demektir. Sanayi üretimi, dijital kapasitesi, patent sayısı, doğal kaynakları ve eğitim kalitesi belli bir ülkenin hedefleri de buna uygun olmalıdır. Dün açıklanan ekonomik plan da esasında bu gerçeği kabul eden ve yüksek büyüme yerine gereken büyümeyi garanti etmeye çalışan, mütevazı bir hedefler programıdır. Geçmişe kıyasla daha düşük büyümeye odaklanan, tabiatı gereği işsizliği göze alan ve neticede enflasyonu kontrol altına almayı hedefleyen bir program. Büyüme, işsizlik, ve enflasyondaki iddiasız sayılabilecek hedefleri gerçekleşecek olursa bile Türkiye için başarı olarak kabul edilmelidir. Gerçeği kabul eden bir yaklaşımın varlığı hissediliyor. 

***

Başa dönelim… Türkiye’nin çözülemeyecek sorunu olduğu tezi neden ve hangi şartlarda doğrudur, buna bakalım. Bakalım ki hem içinde bulunduğumuz sıkıntı ve hem de yakın gelecek için yapılabilecekleri değerlendirebilelim.

Sorunları gayet tabii çözülür çünkü Türkiye zaten bu yolu daha önce başarıyla geçti. Nasıl yapılacağını çok iyi biliyor. Dün söylendiği gibi, herkes ekonominin 2002-2013 arasında yazdığı öykünün başarısını takdir ediyor. 11 yıllık bu süre, Türkiye’nin demokratikleşme yolunda hızlı adımlar attığı, hukuk zemininin güçlendirdiği, dünyayla aynı dili konuştuğu ve serbest piyasa ekonomisi konusunda şüphe uyandırmadığı bir dönemi ifade eder. Aynı zamanda Avrupa Birliği sürecinde aktif olunan, uluslararası sistemde ağırlık kazanılan bir dönemdir. Aralıksız bir istikrar döneminin meyveleri akıllıca toplanmış, istişare ve ortak akıl başarılı şekilde işletilmiştir. Daha fazla elin taşın altına girdiği, daha fazla aklın ve fikrin sisteme katıldığı bir politik bütünlük tesis edilmiştir. İşler böyle yürütülünce başarı gelir ve isterseniz dünya size karşı olsun ya da dış güçler karanlık planlar yapsın hiçbir işe yaramaz. Nitekim 2002,2003,2004,2005 hatta 2010 Türkiye’si bugünkünden daha zayıftı ve karanlık plan yapmak isteyenler için daha müsaitti… Ama doğrular yapıldığı için o dönemde başımıza bir sıkıntı geldiğinde, aklımıza dış güçler gelmiyordu. 

Unutmayalım, ekonomi yönetimi sadece ekonomi yönetimi değildir… Ekonomide atılacak her adımın hukuk ve demokrasi ortamıyla, dünyayla ilişkilerle doğrudan bağlantısı vardır. Sadece ekonomi bakanlıkları ve ekonomiyle ilgili kurumların koordinasyonu değil, gündelik hayata tekabül eden bütün ünitelerin uyumu sağlanırsa ekonomi de istikametini bulur.

Bu kadar tecrübeye sahip bir ülkenin de gerekin yapmaması, doğru olandan kaçınması mümkün değildir.

  • Abone ol