Şimdi pek sık konuşulmaz oldu ama yakın zamana kadar birinci mevzumuz ülkenin derin, acil ve yakın bir beka meselesi olduğuydu. Hemen her politik mesele hızla gelip bu noktaya dayandırılıyordu ve dolayısıyla demokrasi ya da insan hakları gibi talepler tali olmaya mecbur bırakılıyordu. Madem beka meselesi var, hakkın hukukun lafı mı olurdu…

Şimdi de aynı mantık hükümferma elbette ama eskisi kadar heyecanlı değil yahut arzı fazla görünmüyor. Belki de henüz seçim sath-ı mailine girilmiş değil, ondandır.

Beka meselesi var, demek yakın bir tehlikeyi, parçalanma ya da bölünme gibi felaket bir sonu ifade eder. Türkiye, elbette bulunduğu coğrafi konum, karşı karşıya bulunduğu terör kaynaklı güvenlik riskleri açısından rahat bir konumda değildir. Güvenlik riski ve beraberinde bunun ekonomik ve diplomatik maliyetleri ortalamanın üzerinde seyretmektedir. Sadece Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu terör problemi değil beraberinde bölge ülkelerinin yaşadığı riskler de bizim için ilave risk üretmektedir. Mesela Suriye, mesela Irak, hatta İran, Körfez ülkeleri ve Yunanistan bile…

Bununla birlikte güvenlik riski başka beka meselesi başka birşeydir. Her ülke uluslararası pazarda rekabet halindedir ve gücüyle orantılı olarak avantaj ve dezavantajları vardır; Türkiye de bu kuralın istisnası değildir. Kimse de tek başına değildir… NATO üyesi ve AB ile müzakere halinde olan bir ülke olarak en küçük istikrarsızlığımızın hem Avrupa için hem de -şimdi ilişkilerimiz pek keyifli olmasa da- müttefiklerimiz için büyük bir problemdir. Bırakın beka meselesini, bizde yaşanacak ekonomik kriz dahil her türlü istikrarsızlık ihtimali bile bu ülkeler için kaygı vericidir. Çünkü sahip olduğu diğer imkanlar bir yana Türkiye yüksek bir jeopolitik değere sahiptir. Avrupa ile iyi ilişkilere sahip bir Türkiye her durumda vazgeçilmez bir partner olma özelliğine ve imkanına sahiptir.

***

Böyle olduğu için başta Almanya, Hollanda olmak üzere Avrupa ile çok yakın geçmişte yaşanan ağır krizlere rağmen Cumhurbaşkanı bugün Almanya’da ilişkilerin rayına oturması gündemiyle ağırlanmaktadır. Öncesinde sorunlu olan bütün ilişkiler büyük bir hızla onarım sürecine girmiştir.

Sadece şu sıralarda aktüel olan göçmen politikalarında sahip olunan kilit rolden bahsetmiyoruz. Elbette mülteci anlaşması Almanya dahil bütün Avrupa için hayati önem taşıyor ama bundan daha fazlası vardır. Türkiye’nin sözgelimi Rusya ile stratejik boyutta olmayan iyi ilişkilerinin bile Avrupa tarafından dengelenmesi gerekiyor. Ankara’nın Moskova’yla yakınlaşması Avrupa başkentleri için büyük bir problemdir. Merkel’in Erdoğan-Trump ile restleşmesinin ilk günlerinde devreye girerek Ankara’ya zeytin dalı uzatmasının sebebi de budur. Bizdeki ekonomik krizi öncelikli bir mesele olarak görüp sıcak mesajlar vermesi de Türkiye’nin vazgeçilmezliğinin bir başka işaretidir.

Buradan hareketle, yüksek ihtimalle Erdoğan’ın Almanya ziyareti kamuoyunun hissedeceği boyutta daha da iyi soncular verecektir.

Beka tartışmasından daha önemlisi Türkiye’nin bugünü ve yarının daha verimli, daha çok refah üreten bir perspektife oturtmaktır. Refah aynı zamanda güvenlik ve vazgeçilmezlik demektir. Buna odaklanarak içeride geleceğin yatırımlarına ağırlık vermek dışarıda da ticari hacmi geliştirmek ülkeyi rasyonel gündeme taşıyacaktır.

  • Abone ol