“Çeşitli Avrupa ülkelerinden olumlu sesler önümüzdeki aydınlık günlerin bir müjdecisidir. Avrupa ile siyasi, ekonomik ve insani alanlarda mesafe kat ettiğimiz sürece gireceğiz.”

Bu sözler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dünkü Meclis açılış konuşmasından… Şu sözler de…

“İnşallah en kısa sürede aramızdaki meseleleri çözüp Amerika ile yeniden siyasi ve ekonomik alanlarda stratejik ortaklık ruhuna uygun ilişkiler geliştirmeyi ümit ediyoruz.”

Büyük sorunlar yaşadığımız iki coğrafyaya yönelik iyi ilişkiler umudu ve temennisi içiren cümleler bunlar. Ve hiç şüphesiz isabetli cümleler…

***

Esasen Başkanlık sistemine resmen geçtiğimiz 25 Haziran sabahındaki beklenti de buydu. O gün ABD ile ilişkiler şimdi olduğu kadar karamsar bir tablo arzetmiyordu ama Avrupa yakası tam bir felaketti… Çok kısa sürede her şey tersine döndü. ABD ile rahip kriziyle başlayan derin bir krize yol alırken bunu fırsat bilen Merkel’in hassas girişimiyle Avrupa ilişkileri hızla yoluna girmeye başladı. Son Almanya ziyareti de bu yönde atılan adımların ciddiyetini ve önemini ortaya koydu.

Her ne kadar sistem üzerindeki ağırlığı eskisi kadar olmasa da Meclis önemlidir ve yasama yılı açılışları da bir anlamda yeni dönemin felsefesinin ilanı bakımından değer arzeder. Cumhurbaşkanı konuşmasında özetle, geçmişten kalan dış ilişkiler yükünün azaltılması ve kriz mirasının reddi anlamına gelecek bir yaklaşım ilan etti.

Türkiye’nin Avrupa/ABD’ye ihtiyacı var, bu blokun da Türkiye’ye. Komplo teorileri böylelikle yerle bir oluyor. ABD Türkiye’ye çullanmışken bir tekme de Avrupa atmıyor mesela… Ya da “dünyanın hakimi ABD!”, hedefine Türkiye’yi koymuşken Avrupa’nın bizimle el sıkışmasına ses çıkaramıyor. Karanlık güçler, yakası kalkmış pardesüleri giyip gizli toplantılara koşarak yeni planlar yazmıyor.  Hasılı, kimse Türkiye’yi batırmaya, bölmeye, parçalamaya da çalışmıyor; bu vehimden kurtulalım artık. Böyle olmadığını yakın zamana kadar en ateşli yerli-milli sloganları atanların Almanya ile ilişkilerin rayına oturma ihtimalinden bile duydukları sevinçten de anlıyoruz. 

Öte yandan mesele Türkiye’nin takım veya parti tutar gibi şucu/bucu olması: yani, Avrupacı, Amerikancı olması da değildir. Yani bugün Almanya yüzümüze güldü diye bir uçtan bir uca geçip fanatik Avrupacı sloganların da lüzumu yoktur. Türkiye de her ülke gibi çıkarlarının, menfaatlerinin, refahının ve güvenliğinin peşindedir. Tuttuğumuz tek takım bu olmalıdır. Kimsenin bizi bölmek parçalamak gibi niyeti olmaması aynı zamanda kara kaşımızın kara gözümüzün geçer akçe olduğunu göstermez. Coğrafyamızın, üretimimizin, tüketimimizin, nüfusumuzun, gelecek potansiyelimizin vesairenin toplam bir kıymeti var ve bunu optimum şekilde kullanmaya, değere çevirmeye de siyaset denir. Bu siyaseti akıllıca, soğukkanlı ama muhakkak gerçekçi şekilde sevk ve irade edersek daha çok üretiriz, daha çok satarız, daha ucuz para buluruz ve daha fazla güvenlik elde ederiz. Sabah kalkıp Dolar kaç lira oldu, akşam yatıp enflasyon nereye vardı diye dertlenmeyiz.

***

Türkiye’nin bu dengeyi çok iyi kurduğu ve kazandığı zamanlar da oldu, dengeleri alt üst edip kaybettiği zamanlar da… Yani, neyi nasıl yapmamız gerektiği konusunda yeni keşiflere ihtiyaç yoktur. Hangisi daha iyiydi diye hala merakta olan varsa biraz yakın dönem politikası biraz da istatistik okusun, cevabı bulacaktır.

  • Abone ol