Hamaset denilen şey bazen ülkelerin hayatına girer ve kendinden menkul dokunulmazlıkla hüküm sürer. Cumhuriyet tarihimiz, kuruluşundan itibaren bu gelgitlerin sahneleriyle doludur. Ne zaman halktan bir şey gizlemek gerekirse veya halka gerçeği anlatmak vakit kaybı görülürse veyahut da işler kötü giderse nutukların şiddeti de artmıştır. Ülkenin nasıl bilinmez ve sinsi tehditlerle karşı karşıya olduğu, içeride efendi görünen bazılarının esasında ne namlı hainler olduğuna dair hikayeler o zaman deveye girer. Neticede toplum öyle bir kıvama gelir ki vatana halel gelmesin de hak, hukuk olmayıversin, ekmek de biraz eksilsin demeye başlar.

***

Türkiye bu süreçleri o kadar çok yaşadı ki… Sadece iktidarlar değil, muhalefet de pek sever böyle okkalı lafları. Bizatihi AK Parti iktidarının ilk iki dönemi tümüyle bu hamasi muhalefetin baskısı altındaydı. “Sözkonusu vatansa geresi teferruattır”lafından tutun da “yerli ve milli” mahreçli bütün siyasi markalara kadar, bugün de dile pelesenk olmuş birçok slogan o dönemin mahsulüdür. AK Parti’ye karşı yürütülen ulusalcı kampanyaların cümleleri bunlar ve böyle şeylerdi.

Bugün de siyasete, medyaya, akademiye ve tabiatıyla sokağa hakim olan dil budur. Herkes cümlesinin gücünü artırmak veya bir yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için bir yere yerli-milli kelimelerini eklemek zorunda. Diplomasiden, ekonomiden bahis açıldığında “dış güçler”in şerrine lanet okumak çok faydalı. Topla, çıkar, çarp, böl ve lafı “Bu halimize de şükredelim bunca ihanet, bunca saldırıdan sonra yine de ayaktayız”a getir gerisini düşünme…

Rüzgar böyle esince gerçekte neyin ülke hayrına, neyin aleyhine olduğunu anlamak da mümkün olamıyor. Zira, işimize yaramayan herşey aleyhimize, duymak istemediğimiz her cümle de ihanet sayılıyor.

Peki böyle sürdürülebilir mi?  El cevap, sürdürülemez. Nitekim Türkiye bugün dış politikada Avrupa ve ABD ile iyi ilişkiler arıyor. Yaşananlara sünger çekerek, geçmişin iyi ve verimli işbirliğinin yollarını zorluyor. Ekonomide de dünya dilini, piyasanın lisanını konuşma arzusunu ifade ediyor ve oyunu kuralına göre oynama sözleri veriyor. Doğru da yapıyor…

Bu yeni arayışın tabiatı gereği, “dış güçler… haçlılar… para baronları… karanlık odaklar” gibi kavramlar tedavülden kalkıyor. Ya coşkulu hamaset dili ya da rasyonellik; ikisi bir arada yürümez. Yürümesin de…

Endişeye mahal yok. Hamasetten arınmak demek, ülkenin çıkarlarını önemsizleştirmek değil, aksine o çıkarlara daha da yoğunlaşmak ve en yüksek faydayı yakalamak demektir. Ama bunu yapmak gerçekten yorucu bir performans ister… Hayali düşmanlık senaryoları tedavülden kalkarsa gerçek riskleri ve kaçırılan fırsatları; yani ülkenin kaybettiği fırsat maliyetini görebilirsiniz. “Ne yapsak boş, adamlar bize karşı birleşmiş” duygusundan arınıp, dış politikada, ekonomide sanatta, sporda işine yarayanın ne olduğunu fikretmeye başlamak ülkenin gerçek potansiyelini de ortaya çıkaracaktır.

***

Şimdi madem makuliyet arayışı var, madem teknik cümleler kurmak zarureti hasıl oldu o zamana gelin gündelik konuşmalardan gereksiz kelimeleri ve cümleleri de çıkaralım. Konuşmak, tartışmak, analiz etmek için müracaat edeceğimiz her yeni kavram bizi gerçekle buluşmaya yaklaştıracaktır. Dilde sadeleşme, hamasete veda vaktidir.

Bakarsınız böylelikle herkesin sırtında taşınmaz bir yük haline gelen gerilim de bir parça buharlaşıverir…

  • Abone ol