Tartışmak ve konuşmak bir demokrasinin hayat damarıdır. Tartışabilir, konuşabilir olmak; meseleleri her yönüyle dile getirmek, kurcalamak ve nihai karar için veri üretmek insanlığın çok değerli bir tecrübesidir. Gelişmiş ülkeler de gelişmiş kurumlar da her şeyden önce bu yönteme inanırlar ve bunu uygularlar. Bazen gereksiz yere uzatılsa ve hatta karar vericiler için sıkıcı da olsa tartışma zeminini korumak şarttır. Çoğu kez karar vericiler daha fazla bilgiye sahip oldukları için en iyi hükmü kendilerinin vereceği hissine kapılırlar ama gerçek böyle değildir. Farklı yönleri sorgulanmayan bir karar süreci umulmadık sonuçlara varabilir. Tersinden de mükemmel gibi görünen bir karar bile tartışmaya açıldığı takdirde karar vericinin itibarını azaltmaz, artırır.

Şimdi masada McKinsey kararı bulunuyor… Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir süredir gündemde olan McKinsey meselesinde verdiği nihai kararın isabetini bir yana bırakalım. Cumhurbaşkanı, konumu gereği ve siyasi kaabiliyeti istikametinde baştan beri kanaatini belirtmedi. Uzun süreden beri ‘dış güçler’ mefhumuyla aleni problem yaşayan bir lider olarak bir dış güç kurumundan danışmanlık veya denetim hizmeti alınmasındaki çelişkinin nasıl seyredeceğini gözlemledi. Bunun siyasi sonuçlarını hesapladı ve kararını verdi. McKinsey dosyasını açılmamak üzere kapattı. Ülkenin ciddi bir ekonomik kriz içinden geçmekte olduğu sırada aldığı bu kararın teknik analizi bahsi diğerdir. Ama Erdoğan’ın nihai kararı, bir sonuca varmak için tartışmanın ve konuşmanın ne kadar değerli bir sermaye olduğunu gösterdi.

***

McKinsey’e karşı çıkanların hatta farklı gerekçelerle destekleyenlerin bile hain, işbirlikçi, ajan, kötü niyetli vesaire gibi yaftalarla hedefe konulmasının yanlışlığı anlaşıldı. Bu ve bunun gibi tartışmalarda komploculuğun nasıl bir fiyaskoya mahkum olduğu bir kez daha anlaşıldı. Fırsatını bulup, “Dün öyle diyordunuz hadi bugün konuşun bakalım” demiyorum. Dün izlediğiniz tartışma usulünün, yaftalama kolaylığının bundan sonra da başınıza iş açabileceğini unutmayın, çünkü Türkiye’nin meseleleri bir sloganla çözülecek kadar basit değildir, diyorum.

Ciddiye alınması gereken bir ekonomik krizden geçiyoruz. Sadece finansal alanı değil reel sektörü de sarsan bir problemle karşı karşıyayız. Yeterince üretemediğimiz için başta kamu harcamaları olmak üzere her yerde tasarruf yapmak mecburiyetimiz var. Kemerlerin sıkılması gereği apaçık ortadadır. Tablo böyle olunca ekonomi yönetiminin dünyaya kendisini anlatabilmesi için uluslararası piyasalara akredite danışmanlık şirketleriyle çalışması mantıksız da değildir. Çünkü içeride yapılanları tek para kaynağımız olan yabancı finans kurumlarına ve yatırımcılara anlatmak lüzumu vardır. Bunun için de şu veya bu şirket işe yarayabilirdi. Tartışıldı, konuşuldu ve Cumhurbaşkanı buna gerek olmadığına hükmetti ve “Biz bize yeteriz” dedi. Bir siyasi karar gerekliydi ve bu oldu.

Asıl mesele bundan daha önemlidir.

Bilinmesi gereken şu ki bir yabancı şirketle anlaşmak hainlik olmadığı gibi bunu eleştirmek de ihanet değildir. Yahut da krizden çıkış için farklı yolları önermek kötü niyetlilik olamaz. Kimi eksik, kimi fazla; herkes bilgisi ve tecrübesi yettiği kadar ülke için en iyi olanı bulmaya çalışıyor. Komploları, niyet okumaları bir kenara atalım artık. Atalım da herkesi elini taşın altına koymak için cesaretlendirelim.

McKinsey mevzusu hiçbir şeye yaramadıysa tartışma ve konuşmanın ne kadar değerli bir şey ve olmazsa olmaz bir ihtiyaç olduğunu gösterdi. Umarız bundan sonra da bu yöntem işler ve bir daha kimse beğenmediği görüşü yaftalayarak susturmaya çalışmaz.

  • Abone ol