Her geçen gün ve ortaya çıkan her gelişme Suudi Arabistan Konsololuğu’nda bir cinayet işlendiğini ve bunun da affedilemez olduğunu ortaya koyuyor. Cinayet, tekrar tekrar konuşulup tartışıldığında, her defasında aklın almayacağı bir yere gelip dayanıyor. Cemal Kaşıkçı olayı bu yüzden dünya bir araya gelse kapatılamaz bir vahşetin adı olmuştur.

Affedilemezliğe cinayetin vahşetinden başlayalım… Bir gazeteci, fikirlerinden dolayı nasıl olur da infaz edilebilir? Kaldı ki sözkonusu kişi gazeteci ya da düşünce insanı veyahut da siyasetçi bile olsa ve de gerçek anlamda bir rejim muhalefeti yapsa bile nasıl infazına hükmedilebilir?

Dünyanın çivisi çıktı tamam; ama bu kadar değil. Devletler apaçık, göz önünde, canlarının istemediği bir kişi yok edemezler. Böyle bir hakları yoktur.

***

Gelgelelim ikinci affedilemezliğe… Suudi yönetimi böyle bir infazın Türkiye topraklarında yapılabileceğine hangi düşünceyle karar verdi acaba? Türkiye’nin bu işlere ses çıkarmayacağını mı düşündüler? Ya da ‘yaparız olur, kim ne karışır’ mı dediler? Bize hiç mi saygı duymuyorlar? İnfaz emrini veren ve bunun Türkiye’de yapılmasını umursamayan cesareti sorgulamak en tabi hakkımızdır. Soruşturma ve takip bu cevap alınana kadar devam etmek zorundadır.

Dolayısıyla, cinayetin Suudi Arabistan devleti içinden kendini bilmez bur grup tarafından işlendiğine dair yayılan hava boşunadır. Böyle bir eylem hiçbir kendini bilmezin cesaret edebileceği türden iş değildir. “Kendini bilmezler” bile, bir başka ülkede yapılan infazın faturasını ödemek zorunda kalacağını bilecek kadar kendini bilir. Üç uçakla kalkıp birkaç saatte işini bitirip geri dönecek ve bütün kameralara takılacak kadar açıktan ve rahat davranamaz. Adli tıpçıdan askeri personele kadar hazırlıklı bir ekiple hareket etmez, vs.

Belli ki bu karar ve infaz legal devlet mekanizmasının ürünüdür. Suudi Arabistan devletinin hepsi infazı bilmiyor olabilir ama bir yetkili bilse yeter ki bu olayda birden fazlasının bildiği aşikardır.

Dünya da meseleyi böyle görüyor. Şimdiden Veliaht Prens’e ağır bir fatura çıkarıldı bile… Ne var ki Türkiye için bir prensin ya da Suudi devletinin kritik edilmesi yeterli olamaz. Ortada bir cinayet var ve bunun hukuki sonuçları olmak zorundadır. Bu noktada, ABD’nin ne dediği, ne yapacağı veya yapmayacağını da ikincil önemdedir.

Bununla birlikte Türkiye’nin Suudi Arabistan’la köprüleri atması beklenemez. Ancak, Suudi yönetiminin olaya karışanlarla ilgili tatmin edici bir karar alması ve uluslararası hukuk çerçevesinde Türkiye’nin yapabileceği yargılamalara imkan tanıması şarttır. Böyle bir tavır hem Suudi Arabistan’ın dünyada yerle bir olan imajını onarma yolunda işe yarar hem de Türkiye’nin itibarını kurtarır.

Geçiştirmek, zamana yaymak, üstünü örtmek veya masa başı senaryolarla infazı küçültmeye çalışmak ise beyhude çabadır. Çünkü o eşik daha ilk gün geçildi. Eğer her şeye rağmen bu yol tercih edilirse de üçüncü affedilmez iş de bu olur. Örtbas ve geçiştirme, iki ülke arasında kapanmaz bir yara açacağı gibi, dünyanın gözü önünde savunulması güç bir ayıptan başka bir sonuç doğurmaz.

  • Abone ol