İlanının üzerinden neredeyse bir asır geçmesine rağmen Cumhuriyet’in hâlâ bir tartışma konusu olması hiç şüphesiz kuruluşundaki hatalardan kaynaklanıyor. Bir yandan dönemin şartları öte yandan da işlevi ve gücü bitmiş olmasına rağmen saltanatın bilhassa dini gücünün toplum üzerindeki tesirini kırmaz adına yapılan bir dizi yanlış, günümüze kadar uzanan tartışmaları kaçınılmaz kıldı. İmkansız bir hedef olan tek tip vatandaş yaratma projesinin toplumu gelenekten, kültürden, etnik kökenden ve dinden arındırma girişimleri tabiatı gereği devlet ile millet arasındaki mesafeyi açtı. Toplumun Cumhuriyet’e yönelik sempatisini ve sadakatini zayıflattı. Cumhuriyet seçkinlerinin jakoben eğilimleri ve halktan kopukluğu çelişkiyi daha da güçlendirdi. 

Bununla birlikte saltanattan Cumhuriyet’e geçiş fikri ertelenemezdi ve isabetliydi. Kuruluştaki büyük hatalar bu geçişin kaçınılmazlığını ortadan kaldırmaz. İmparatorluk Anadolu’ya sıkıştıktan sonra başka bir çıkış yolu aramak anlamsızdı.  

Cumhuriyet gerekliydi ama cumhuriyet fikrinin kuruluş günlerinde taşıdığı anlamı bugün ifade etmesi gerekmiyor. Etmesi doğru da değildir. 20’li yılların şartlarında insan hakları, hukuk, ifade özgürlüğü, basın hürriyeti ve sivil toplum gibi üniteler az gelişmişti ve bugüne kıyasla toplumun nispeten daha az ihtiyaç duyduğu kurumlardı. Herbirinin ne kadar değerli ve olmazsa olmaz önemde olduğu hem dünyadaki gelişmelerle hem de içeride yaşanan siyasal toplumsal süreçlerle birlikte zaman içinde anlaşıldı. Tek parti yönetiminden çok partili hayata geçiş, anayasal hakların genişlemesi ve basının giderek daha fazla alan kazanması bu gelişmenin eseridir.  

Ayrıca, o günden bugüne dünya birkaç kez değişti ve bu hızla çok daha değişecektir. Temelde demokrasi ve hukukun üstünlüğü bulunduğu müddetçe her türlü değişimi karşılamak ve toplumun refahı ve özgürlüğü istikametinde avantaja çevirmek mümkündür.  

***

95 yıl önce alınan bir kararın kutsal ve hiçbir unsurunun değiştirilemez olması düşünülemeyeceği gibi, başta Atatürk olmak üzere o dönemin siyasi elitlerinin zihnindeki Türkiye tablosu da bağlayıcı olamaz. Zamanın ruhu da buna müsaade etmez. Başlangıçta tanınmayan etnik grupların tanınması, dışlanan dini anlayışın merkeze taşınması ve bütün sosyal grupların yeniden konumlanması bu sayede mümkün olmuştur. Kuruluş dönemi Cumhuriyet’i buna müsaade etmemiş olsa da Cumhuriyetle açılan yolda bu değişim sağlanabilmiştir. 

Dolayısıyla hem Cumhuriyet değerli bir kazanım olarak hem de Atatürk kurucu lider olması nedeniyle büyük önem taşımakla birlikte tartışılmaz birer tabu değildirler. Rejimi olgunlaştırmak bir zaruret olduğu gibi, Atatürk’ün de zaten kendi hayatında birkaç kez değişen fikirlerine dokunulmazlık atfetmek doğru değildir. Sadece bu çağda değil hiçbir çağda, bir kişiye ait bütün fikirlerin ömrü de birkaç yıldan öteye gidemez. Bazıları miras kalır, bazıları kaybolup gider, bazıları da değişime boyun eğer. Aksi olsaydı, dünyanın en gelişmiş ülkeleri yerinde sayar ve insanlığın gelişmesi de mümkün olamazdı. Liderlere ve hatıralarına saygı duymak başka bir şey, değişimi görmezden gelip bütün fikirlerini ve fiillerini tabu olarak dayatmak başka birşeydir. İkincisine takılıp kalan toplumlar gelişmeyi reddetmiş olurlar. Bir fikrin iyi olması ve çağdaşlığı yeterlidir, ayrıca tabu olmasına gerek yoktur.  

Daha demokratik, daha özgürlükçü, daha sivil ve bilhassa daha zengin fikirlerle güçlenecek bir Cumhuriyet umuduyla… 

  • Abone ol