ABD’nin PKK’lılar hakkında aldığı ödüllü yakalama kararı sonrasında içeride yaşanan şaşkınlık ve kafa karışıklığı pek dikkat çekici… Amerikalılar iyi mi yaptı kötü mü? Durup dururken bu nereden çıktı? ABD böyle bir şey yaptığına göre vardır bir bit yeniği. Ya da yapsa ne olur, yapmasa ne olur skalasında, bir uçtan bir uca şaşkınlık içindeyiz. Elimizde her işe yarayan “Dış güçler bize saldırıyor. PKK’yı bile destekliyorlar” sloganı vardı, bu şimdi ne olacak?

Bilhassa ekranlarda epeyidir hakim olan ulusalcı bakış açısının yaşadığı şoku görmemek mümkün değil…

Dış politikaya kazandığımız zaman “Biz adamı böyle yaparız”, kaybettiğimizde de “Yapacaktık ama karanlık güçler izin vermedi” basitliğiyle bakarsanız böyle şaşırıp kalırsınız. Oysa, dünya ne afra tafra ne de ağlaşmak alanıdır. Gücün kadar kazanırsın, kazandığını da cebine koyar yeni fırsat kollarsın. Kara kaş, kara göz hatrına kimseden bir şey alamazsın. Bütün ülkeler hem dostun hem de rakibindir. Kimse de çıkarı olmadığı müddetçe sana bir iyilik yapmayı düşünmez.

Komploya müracaat etmeden ABD’nin üç PKK’lı hakkında aldığı karara da böyle bakalım. Bakalım ki kazanınca değerini bilelim, kaybedince de suçu karanlık ve belirsiz mahfillere yıkmayalım. Elbette ABD karşılıksız bir şey vermez. Niye versin ayrıca?

Bu kararın karşılığında İran yaptırımlarına destek isteyebilir…

Suriye’de PYD ile birlikte yaptığı yeni siyasal düzenleme için kredi peşinde olabilir…

Daha geniş açıdan bakıp Rusya’nın PKK’yı terör örgüt olarak bile görmediği dünyada, kendisi bu örgütü terörist listede tutarken, bir adım daha atarak Türkiye’nin sempatisini kazanmak istemiş olabilir…

Hepsi birden ya da şıkların hiçbirisi…

ABD’nin aldığı her karar lehimize olmuyor ama bu lehimizedir. Uluslararası hukuk ve uygulama için bir referans değeri taşır ve zaman içinde bunu bazı ülkeler de izleyebilir. Ayrıca, Suriye ve İran dosyalarında destek arayışında olmaları da doğaldır. Bu da dünyada her istediğini yapma kudretine sahip bir ülkenin bile sonuçta diplomasiye ihtiyacı olduğunu gösterir. Herkese müttefik lazımdır ve bazen müttefikleri yeniden kazanmak için de çaba göstermek gerekir.

Öte yandan, aynı ABD’nin Suriye’de PYD/YPG ile hiç istemediğimiz boyutta bir ilişki içinde olduğu da bir gerçektir. Buna rağmen, PKK’lılar hakkında aldıkları kararı “Yapsanız ne olur yapmasanız ne olur” diyerek umursamama imkanı yoktur. Doğru olan “Hele bu yakalama kararının arkasında bir dur, diğerini sonra konuşuruz” demektir. İçeride ulusalcı nutuklar atanların da endişe etmesine gerek yok; kağıt üzerinde bile kalsa ABD’nin üç terörist hakkında yakalama iradesi ortaya koyması Türkiye’nin diplomatik kazanımıdır.

Trump dünyası

Donald Trump’ın ABD Başkanı olması dünyanın son dönemde yaşadığı en büyük felaketlerden biriydi. Ayrımcı, kaba, demokrasi ve özgürlük duygusundan nasibini almayan, seviyesiz bir profilin ABD başkanlığı dünyayı etkileme gücüne sahipti. Nitekim öyle oldu. Birçok ülkede küçük Trumplar ortaya çıkarken bazıları da Trumplaşmaya başladı. Bu açıdan Cumhuriyetçiler’in ABD ara seçimlerinde hiç olmazsa Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kaybetmesi dünya adına olumlu ve umut verici bir gelişme olmuştur. Böylelikle sadece Washington’da değil bütün dünyada bir parça denge ve denetleme imkanı ortaya çıkmıştır. Demokrasiyi fırsat bilip ortaya çıkan demokrasi karşıtı yönetimlerin yine demokrasiyle kontrol edilebileceği kuralı işlemiştir.

Böylelikle de “ben yaptım oldu” tarzı yönetimler açısından rüzgârın tersine dönme ihtimali hatırlanmıştır.

  • Abone ol