Küresel bir sansasyon ve tepki yaratmasına rağmen Cemal Kaşıkçı’nın konsolosluk binasında vahşice katledilmesi vak’ası da kısa sürede geçiştirilme ve unutturulma tehlikesiyle yüzyüze kaldı. Yükselen o kadar farklı sese rağmen esasında Kaşıkçı sahipsizdir.

Sahipsizdir çünkü Suudi Arabistan vatandaşı olmasına rağmen ölümü onların elinden olmuştur. Dolayısıyla Suudiler için tek yol bu ölümü bir şekilde kapatıp yola devam etmektir. Ne konuşulmasını ne de takip edilmesini istiyorlar.

ABD ikincil tarafı olmasına rağmen siyasal gücü sayesinde olayın örtbas edilmesini önleyebilirdi ama onlar da bilinen ticari ve diplomatik sebeplerden dolayı bir noktaya kadar gidip durmayı seçiyorlar. Kaşıkçı Washington’da da sahipsiz…

Avrupa; özellikle Almanya, İngiltere ve Fransa ile bütün olarak Avrupa Birliği cinayete ahlaki ve hukuki olarak kesin bir tavır koydular ama öncelikleri arasına almak gibi bir yola girmediler. Nitekim tepkilerin sesi artık iyice kısılmış bulunuyor. Netice itibarıyla Avrupa kanadı da Kışıkçı’yı sahipsiz bıraktı.   

İslam dünyasını uzun uzun konuşmaya gerek yok. Baştan beri zaten ciddi ve etkili bir tepki veremediler. İlk günden beri Kaşıkçı’yla hak ettiği boyutta ilgilenmediler.

Geriye, olayın yaşandığı ülke olması nedeniyle gerçek bir taraf kabul edilebilecek Türkiye kalıyor. Öyle de kabul edildi. Türkiye, baştan beri cinayetin dünya kamuoyu tarafından bilinmesi ve takibi konusunda başarılı bir yol izledi. Süreç içinde diplomatik engeller nedeniyle konsolosun ülkesine gidişine izin verilmesi gibi hatalar yapılmasına rağmen hassasiyetini göstermekten çekinmedi. Cumhurbaşkanı başta olmak üzere bütün yetkililer cinayetin vahametini yansıtmakta cimri davranmadılar. Gerekeni söylemekten çekinmediler. İlgili ülkeler listesi içinde Cemal Kaşıkçı’yı en çok sahiplenen Türkiye oldu.

***

Oldu olmasına ama mesele hâlâ ortada duruyor. Suudi Arabistan’ın belki göstermelik, belki yarı ciddi yargılama sözü dışında bir gelişme bulunmuyor. Ceset hâlâ ortada yok ve en önemlisi de ölüm emrini veren kişi veya kişiler konusunda bir işaret bile verilmiş değil. Bütün dünyanın okları Veliaht Prensi göstermesine rağmen, siyasal güç ilişkileri bu olayda onun suçlanmasını engelliyor.

Görünen o ki Türkiye’nin suçluları İstanbul’da yargılama talebi de gerçekleşmesi imkansız bir girişimden ibaret kalacak. Şu halde Ankara’nın elinde bu vaka için Türkiye topraklarının seçilmesi gerekçesi başta olmak üzere infaz öncesinde ve sonrasında yaşanan bütün uluslararası hukuk ihlalleri nedeniyle devreye konulabilecek önlemler vardır.

Gerçek ortaya çıkartılana ve soruşturma tamamlanana kadar Büyükelçinin ülkesine gönderilmesi…

Suudi Arabistan’la ilişkilerin belirli düzeye geriletilmesi…

Türkiye’nin öncülüğünde uluslararası bir araştırma komisyonu kurularak cinayetin bağımsız bir şekilde araştırılması…

BM ve İİT başta olmak üzere uluslararası kurumlarda Suudi yönetimine baskı yapılmasının sağlanması…

Bunların bazıları veya hepsini yapmak mümkündür ve esasen Türkiye’nin onurunu korumak adına gereklidir de. Ankara, böylelikle “yapanın yanına kâr kalıyor dünyasına” gerçek bir itiraz sesi yükselterek itibar da kazanacaktır. Hatta, sanılanın aksine Suudi Arabistan’la iyi ilişkiler için de bu büyük problemle hak ettiği şekilde yüzleşmek en isabetli yol olacaktır.

Bir de… Ülkemizde katledilen Kaşıkçı sahipsiz kalmamış olacaktır…

  • Abone ol