Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Hayatta da, siyasette de, uluslararası ilişkilerde de… ABD’nin sorumsuz ve bencil Başkanı’nın hem dünya liderliğini güçlendirmek ve hem de bunu bedavaya getirmek niyeti aşikar oldukça buna bir hatta birden fazla cevap geleceği belliydi.

Trump bir yandan uluslararası ticaretin canına okurken bir yandan işi o kadar ucuzlattı ki BM ve NATO aidatlarının hesabını yapmaya başladı. Müttefikleriyle ve muarızlarıyla en kârlı ve avantajlı ticareti yapıp üstüne NATO’dan çekilmekten, uluslararası konvansiyonlara para ödemeyi kesmekten söz edersen gün gelir en uyuşuk kıta bile yerinden doğrulup, “Ne oluyor yahu” der. Almanya ve Fransa da şimdi ortak Avrupa Ordusu fikrini tartışmaya açarak bunu yapıyor.

NATO ittifakının tadını kaçıran Trump yönetimi eliyle ABD oldu. Üstelik Trump barış zamanında o kadar dedikodu yaptı ki diğer üyeler için ABD’nin savaşta yapıp yapmayacakları endişe konusu oldu. Bu kadar tafra, böyle ciddi bir ittifak için fazlaydı…

Almanya Başbakanı Merkel Avrupa Birliği içinde askeri alanda önemli gelişmeler kaydedildiğini söylüyor ve oradan “Bir gün gerçek bir Avrupa ordusu oluşturma vizyonu üzerinde çalışmalıyız” noktasına varıyor. Kafasında bir model de oluşmuş belli ki. Zira devamında bu ordunun NATO içinde yer alabileceğini; yani AB’li NATO üyelerinin tek orduyla hareket edebileceğini söylüyor. Bu durumda belki bazı küçük ülkelerin NATO’da özel orduyla bulunmasına bile gerek kalmayacak, kimbilir!

***

Hem Macron’un hem Merkel’in ve hem de AB içindeki ordu taraftarlarının temel çıkış noktası ABD’nin ve bilhassa Trump ABD’sinin bencilleşen politikasıdır. Belli ki Merkel, Avrupa’nın kayıtsız şartsız başkalarına güvenebilecekleri zamanların bittiğini ve kendi kaderini kendi eline alma zamanı geldiğini bu bencilliğe karşı söylüyor.

Bunlar geleneksel olarak temkinli ve biraz fazla uyuşuk olan Avrupa için ileri sayılabilecek sözler. Esasen son konjonktür ve bilhassa Ortadoğu’da yaşanan krizlerdeki eylemsizliği nedeniyle Avrupa’nın bir orduya ihtiyacı vardır. Diplomasinin arkasında silahlı gücün bulunmadığı hallerde sonuç almakta nasıl güçlükler yaşandığını en iyi Avrupa biliyor. Öte yandan, Avrupa’nın eylemsizliği Türkiye gibi müttefiklerin gücünü de kırıyor ve mesela Rusya’nın hak etmediği bir avantaj sağlamasına yol açıyor. Avrupa sadece Suriye krizinde aktif olsaydı -ki bu büyük ölçüde Türkiye eliyle olacaktı- insani ve siyasi dram bu boyutlara ulaşmazdı. Şimdi içinden çıkılmaz hale gelen siyasi haritanın çizgileri de bu kadar karmaşıklaşmazdı.

Bir Avrupa Ordusu fikri tartışmaya değerdir. Gerçekleşecek olursa bu proje, Türkiye’siz de olamaz. Askeri, coğrafi ve stratejik açılardan Türkiye’nin varlığı bu orduyu etkinleştirir ve Haçlı ordusu yaftalamasını da önler. Öte yandan Avrupa, AB projesinde şu ana kadar eksik bıraktığı şeyi; yani çeşitliliği en azından bu alanda temin etmiş olur. Çünkü, ‘yaşlı kıta’nın bir ordudan önce çeşitliliğe ve işbirliğine ihtiyacı olduğu da açıktır. Kaldı ki Türkiye’siz bir ordu Rusya’nın alanını daraltmaz aksine Ankara-Moskova işbirliğini daha da kışkırtır.

Avrupa çeşitliliği düşünürken Türkiye de Avrupa Ordusu tartışmalarında taraf olmaktan çekinmemeli, fikir ve vizyon katarak bu sürecin parçası olmayı önemsemelidir.

  • Abone ol