Hukuku bihakkın tesis ederseniz herkes huzur bulur. Hukuk maksadını aşan bir enstrümana dönüşürse ve yargı kurumları eliyle bir siyasi tanzim aracı olursa orada hiç kimse huzur bulamaz. Ne iktidar huzurlu olur ne muhalefet. Ne hakim görüş sahiplerinin yüzü güler ne de en dezavantajlı kesimlerin…

Hukuk devleti olmanın mana ve ehemniyeti de budur.

Öngörülebilir bir devlet olmak mecburiyetimiz vardır. Türkiye, tabiatı gereği bir farklılıklar ve çeşitlilikler ülkesidir. Farklı siyasi görüşler, o görüşlerin içinde de farklı eğilimler vardır. Farklı dini ve etnik yapılar bulunur; bunların hepsi birlikte ülkeyi oluşturur. Dahası, Türkiye ekonomik, siyasal, kültürel ve sosyolojik olarak dünya ligindeki sırası nedeniyle aktif ve yarış halinde bir ülkedir. Türk toplumu büyümek, gelişmek, üretmek ve kalitesini artırmak mecburiyetindedir. Bunun için de sadece çaba göstermeye değil, aynı zamanda ifade gücüne, entelektüel yaratıcılığa, rekabete, araştırmaya; bazen öfkeye ama çoğu kez de toleransa ihtiyacı vardır.

İmparatorluktan beri yaşadığımız tecrübe, hem gelişmek hem de birlik ve bütünlüğü muhafaza etmek için en iyi yolun demokrasi ve hukuku korumaktan geçtiğini gösteriyor. Her ikisini de bihakkın başardığımız elbette söylenemez ama başka yolda yürümeyi hiç başaramıyoruz. İçe kapanmak, sessizliğe mahkum olmak ve dilimizin ucuna geleni söyleyememek bu ülkenin işine yaramıyor. Sorgulamamak, araştırmamak, görmezden gelmek, uslu uslu oturmak telafisi imkansız zararlar veriyor. Böyle zamanlarda ekonomi büyümüyor, siyaset zenginleşmiyor, fikir kapasitesi artmıyor ve topyekün bir karanlık çöküyor.   

***

Yakın tarihten hangi örneği alırsanız alın, hangi süreci referans kabul ederseniz edin demokratik olmaktan, hukuka hürmetkârlıktan ve dolayısıyla konuşup tartışmaktan daha isabetli bir yöntem bulamazsınız. Bu ülkenin işine yarayacak, huzuru temin edecek başka örneği yoktur. 

Hukuk devleti olmak, herkesin sınırlarını bildiği kadar sınırsız olmaya da yani ifade özgürlüğüne, gösteri hürriyetine, protesto hakkına sahipliği de içerir. Herkes haklardan ve özgürlüklerden aynı şeyi anlamak zorunda değildir. Kimi susarak tepki gösterir, kimi konuşur, kimi soru sorar… Kimi başkalarının aklına gelmeyenleri ve cesaret edemediğini dile getirir.

Bir ülkeyi, bir toplumu, bir devleti güçlü kılan, değerli hale getiren ve geleceğe umutla bakmasını sağlayan da işte bu konuşma, tartışma ve sorgulama cesaretidir. Aktüel tabirle söyleyelim, ülkenin “beka derdi”nden kurtulması da sanılanın aksine suskunluğa değil, daha çok fikrin hukuk güvenliği ortamında özgürce dile getirilmesine bağlıdır. İktidarların gücü de herkesin serbestçe konuştuğu ortamda ülkeyi yönetebilmekten geçer. Herkesin bir endişeye duymaksızın fikrini ifade ettiği, soru sorduğu, merak ettiğini araştırdığı bir ülke sanılanın aksine iktidara zarar vermez bilakis işlerin sevk ve idaresinde bulunmaz bir denetim imkanı sağlar. Kamu yönetiminin muhakkak surette paylaşması gereken yetki, sorgulama ve kendisi dahi bütün kurumların kritiğine fırsat tanıma yetkisidir. Kamu yararı ancak bu şekilde en yüksek değerini bulur. Her şeyin en iyisini ve toplum için gerekenin ne olduğunu devletin düşündüğü durumlarda değil…

Mesaimiz ne kadar yoğun olsa da gündem ne kadar hareketli seyretse de muhakkak durup bu sahadaki eksikleri onarmak şarttır.

  • Abone ol