Ekonomi, siyaset, dış politika, yerel yönetimler, eğitim, kültür, sanat, spor… Hangisini ne kadar konuşursak konuşalım, ne kadar ateşli tartışmalara girersek girelim, bütün konuların konusu hukuktur. Sadece, böyle büyük başlıklar değil… Kürt meselesi, ifade hürriyeti, basın özgürlüğü, Alevilerin problemleri, tayinler, terfiler, örgütlenme, gösteri hakları vs. hepsinin gidip dayandığı yer hukuktur. Ya da cümle meselelerin kaynağı hukuk eksikliğidir.

Meşhur fıkradaki gibi... Harbi kaybeden komutana mağlubiyetin sebeplerini sayarken, “Bir… Barutumuz yoktu” dedikten sonra diğerlerini söyletmezler. Birçok meselemiz var, birçok derin problemle yaşıyoruz. Neden? Çünkü hukukumuz yok… O vakit, başka gerekçe saymaya da gerek yok.

Hukuk olmadıktan sonra, eksik olduktan sonra, az olduktan sonra üzerine hiçbir değeri inşa edemezsiniz. Tersine, hukuk varsa; beraberinde uzlaşma, birlikte yaşama, adil paylaşma ve ahlaki değerler de olacağı için her şeyi inşa edersiniz.

Hukuk işleri tesadüfe bırakmıyor ve bu değerlere sahip hiçbir ülke geri kalmışlar, huzursuzlar safında cedelleşmiyor. Hepsi bugünü ve yarınından emin yol yürüyebiliyor. Hiçbiri, işler yolunda gitmediğinde hayali düşmanlar yaratıp kendi içinde kavgaya başlamıyor.

En önemlisi de şudur… Bir ülkede, bir toplumda kazananlar kaybedenler, zenginler fakirler, yükselenler ‘tutunamayanlar’ olabilir ama hukuk zemini güven verdiği müddetçe bu bir çatışma ve öfke gerekçesi olmaz. Herkesin, zenginlik, kariyer, sosyal statü, ifade hakkı gibi değerlere erişiminde eşitlik tesis edildikten sonra, gerilim tabiatı gereği azalır. Toplumu gerginleştiren, çatıştıran bir faktör olmaktan çıkar.

***

Hukuk ve adalet duygusu mahkeme kapılarından önce, hayatın her alanında kökleşmiş ve sahiplenilmiş olmalıdır. Evde, sokakta, işte, okulda, dernekte, siyasi partide, her yerde. Buralarda temellenmeyen adaleti ve hukuk duygusunu mahkemede tesis edemezsiniz. Hayatın içinde insanları daha azına ve layık olduğundan eksiğine mecbur bırakmışsanız aynı zamanda onun yargıdaki adalet hakkını da baştan elinden almışsınız demektir. Sosyal, dini ve etnik sınıfların birinin; yahut da siyasi güçten kaynaklanan geçici avantajlara bağlı olarak bir grubun bir diğerine üstünlüğü veri ve kural haline gelmişse orada hukuk olamaz. Orada tuz kokmaya başlar ve normlar sürekli değişir. Çünkü, sabit olan hukuki olandır, hukuksuzluk ise varlığını sürdürmek için sürekli yeni ölçü ve standart gerektirir…

Gelgelelim kötü habere… Hukuksuzluk sanıldığı gibi kimseye avantaj sağlamaz.

Hakim grupların da, zenginlik sahiplerinin de, siyasal kudret imkanına haiz olanların da tek güvencesi hukuktur. Herkes isterse yarışır, isterse talihine rıza gösterir, isterse kaybedeceği bir yola girer, isterse zoru, isterse kolayı seçer. Ama kazanan da kaybeden de neticede kendisini hukukun koruması altında hissetmelidir. Böylelikle herkes hak ettiğini kazanır, hak ettiğinden fazlasını kaybetmez. Hukuksuzlukla elde edilen veya muhafaza edilen üstünlük güvenilir olmadığı için asla huzur vermez.

Hukuku, adaleti ve hakkaniyet duygusunu kaybetmemek için elden ne geliyorsa ve pahası neyse onu esirgemeyelim. İnsan haysiyeti için hayatta bundan daha gerekli bir fedakârlık olamaz.

  • Abone ol