Suriye’de köprünün altında sular birden fazla kez aktı, geçti. Sahadaki aktörler avantajlarını ve kuşattıkları alanları bazen kaybettiler, bazen de geri kazandılar. Bugünkü tablo ise hemen hemen bütün oyuncuların durumdan memnun oldukları ve bir daha gerilim istemedikleri bir noktaya gelip dayandı. Türkiye hariç…

Birer birer bakalım…

Rejim; yani Esad yönetimi neredeyse kaybettiği ülkeyi Rusya ve İran’ın askeri ve siyasi desteğiyle tam olarak değilse bile kendisini tatmin edecek düzeyde koruyor. En önemlisi de başta ABD, Fransa ve Türkiye gibi ülkelerin açık bir şekilde “Esad’sız Suriye perspektifi”ne rağmen bu tehlike şimdi geçmiş bulunuyor. Suriye fiilen bölünmüş olsa da kimse Esad’dan daha iyi veya uygun bir alternatif bulmayı başaramadı. Atlattığı onca badireye rağmen Şam’da yine o oturuyor. Mahvolmuş ve egemenliğini yitirmiş bir ülke ve nüfusun üçte birinin mülteci durumuna düşmesi pahasına… Suriye diktatörüne bu yetiyor. Bununla yetindiği için de şimdi kazananlar safında bulunuyor.

Rusya ise neredeyse bir ülke kazandı dersek abartı olmaz. Bu ülkedeki askeri üsleri ve siyasi belirleyiciliği değil, ABD ve Avrupa’ya karşı açık bir üstünlük elde etti. Sadece Suriye’de değil dünya siyasetinde de tabiri caizse “racon” sahibi olmayı başardı. Suriye dosyasının kesin kazananı Moskova oldu. Hem de böyle bir başarıyla kıyaslandığında bedel sayılmayacak bir bedelle…

İran da Rusya ile birlikte oynayarak sahadan istediğini alan diğer ülke oldu. Başta, Rusya’nın BM’deki veto gücünden yararlanarak sonrasında ise sahada operasyon imkanları bularak Esad’ın koltukta kalmasını sağladı. Kendisine sıkıntı veren bütün örgütleri teker teker tasfiye etti ve Tahran da kazandı.

***

ABD kaybetti ama kaybetmenin bir maliyeti olmadığı için bunu problem yapacak durumda değil. Obama döneminde başlayan ve Türkiye’yi de açığa düşüren eylemsizlik politikası Trump’ın atıp tutmalarına rağmen pek değişmedi. Washington, en nihayet Esad’ın varlığına onay da vererek en kötü ihtimalle İsrail’e yönelik riskleri bertaraf edip, ellerini ovuşturabilecek durumdadır. Sahadaki müttefik olarak YPG-PYD güçlerini de kendisine bağladıktan sonra ABD’nin daha fazlasını istemek için bir gerekçesi bulunmuyor. Veya olsa da olur olmasa da… Rusya ile küresel güç mücadelesini de görece avantajlı oldukları alana; yani, ticari savaşlara yıkmanın rahatlığına sahipler.

Türkiye mennun değil çünkü bugünkü Suriye tablosu sınır boyunca açık bir güvenlik riski barındırıyor. İçeride PKK terörü nispeten azalmış olsa bile Suriye’de kurulmuş olan yarı devlet yapısı hem aktüel hem de uzun vadeli bir problemi temsil ediyor. Üstelik bu yapının askeri müttefik olan ABD teminatı altında olması bir başka sıkıntıdır. ABD’nin Kürtlerle ilişkisinin her durumda Türkiye’ye yönelik problem üretme potansiyeli yakın geçmişin tecrübesiyle sabitken Suriye’de mevcut hakimiyet haritasının Ankara’yı tedirgin etmemesi mümkün olamaz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilan ettiği ve Fırat’ın doğusuna yönelik birkaç gün içinde başlayacağını açıkladığı operasyon bu mantığa oturmaktadır.

Herkesin istediğini aldığı veya olana razı olduğu bir tabloda sadece Türkiye’nin risk altında yaşamaya devam etmesi beklenemez. Şam’da açık düşmanlık yapan bir lider varken, üstüne bir de sınırda açık hedef olarak Türkiye’yi tehdit eden bir örgütle yaşamayı göze almak hiç akıllıca görünmeyeceği için Suriye dosyasının Ankara tarafından neden kapatılmadığını anlamak kolay olacaktır.

Gayet tabii ki bu statükoyu değiştirmek de kolay olmayacaktır. Bunun için operasyonun çapını, aktörlerden alıp alamayacağı destekleri ve sahada PYD/YPG dışında bir direnç olup olmayacağını görmemiz gerekecek.

  • Abone ol