Suriye dosyasında yerin dönemin; daha doğrusu yeni güç dengelerinin şekillenmesi hızlı adımlarla yol alıyor. Malum, iç savaş uzun süredir devam ettiği için tempo her zaman hızlı değildi. Sonuçta aktörlerin pozisyonu hemen hemen belli olduğu için hamleler de belirli ve öngörülebilir bir hızla seyrediyordu. 

Şimdi ise, sahadaki en önemli iki aktörden birisi olan ABD tası tarağı toplama kararı alarak düzeni temelden değiştirdi. Suriye haritası yeniden açılıyor ve ABD’nin bıraktığı boşluğun derinliği hesaplanıyor.

Bu kararla Suriye’de ve bütün olarak bölgede neler değişecek?

Boşluğu kim dolduracak?

Kim kazanacak, kim kaybedecek?

Ve hâlâ zihinleri kurcalayan soru: Trump bir telefon görüşmesiyle Suriye’den vazgeçtiği gibi bir gece yarısı tweet mesajıyla yeniden geri döner mi?

***

Son surunun cevabı; galiba “hayır.” ABD için bu saatten sonra dönüş imkanı yok. Çünkü, ABD Başkanı Suriye’ye bildiğimiz, alıştığımız Washington yaklaşımıyla bakmıyor. Bir iç siyaset kahramanlığından ibaret gördüğü IŞİD’le mücadele dışında yüksek stratejik hesapları falan yok. Daha açık ifadeyle orada olup bitenler umurunda bile değil. Böyle olunca da seçmenine ve halkına, Suriye’de Amerikalı gençlerin hayatını riske etmemek ve daha fazla kaynak sarf etmemek nutkuyla seslenebiliyor. Pentagon ve Dışişleri ne kadar huysuzlansa da netice farketmiyor. Nitekim, yetkili isimler küserek istifa etmekten başka bir şey yapamadılar.

Trump’ın tek riski, IŞİD’in kafa kaldırması ve varlığını Suriye dahil dünyanın herhangi bir yerinde gösterme ihtimali. Nitekim, Suudi Arabistan ve İsrail dahil olmak üzere bazı Avrupa başkentleri IŞİD’le mücadeleyi de bahane ederek baskıya devam ediyor. Bazı ülkeler için bu, bir yönüyle İran’ı dengelemek adına da önemli. Ama yükselen seslerin umutsuz bir geri dönüş çağrısı olduğu ortadadır.

Trump da bu baskılara karşı aktif görünüyor. Görevin artık Türkiye’de olduğunu teyid eden ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı motive eden açıklaması bunu gösteriyor. Böylelikle, IŞİD’le mücadele bahsinde bütün sorumluluğu Türkiye’nin omuzlarına yüklemek için erkenden kamuoyu çalışmasını başlatmış bulunuyor. Önümüzdeki günlerde dozun daha da artması kimseyi şaşırtmamalı… Özellikle, geri çekilmenin fiilen başlamasıyla birlikte ABD Başkanı, Türkiye’ye üstlendiği sorumluluğu daha sık hatırlatacaktır. Ki, müttefiklerinin baskısını Ankara üzerine yönlendirebilsin.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifadeleri de Türkiye’nin oluşan yeni dengede sorumluluğu üstlenmenin ötesinde Suriye’de nihai düzenin tesisi için her türlü inisiyatifi almayı göze almış durumdadır. Elbette bu niyetin Rusya boyutu hâlâ çok önemli ama her senaryoda Türkiye’nin sahada rolünü genişletmesi mukadder görünüyor. Tek mesele, önceliğin Fırat’ın doğusunda PYD/YPG’ye yönelik operasyon mu yoksa askeri ve lojistik açıdan daha zor olan IŞİD’e yönelmek mi olacağıdır. Çünkü, unutmayalım ki Türkiye IŞİD misyonunu YPG operasyonu müzakeresi bağlamında kabul etmiştir. Dünya ikinciyi önerecektir ama Ankara açısından öncelik YPG olmak zorundadır. Hatta ABD henüz çekilmeden Fırat’ın doğusuna ağırlık koymak bu açıdan olmazsa olmak önem arzetmektedir.

Evet fırsat var ama ABD’nin Türkiye’ye terk ettiği rol, aynı zamanda siyasi açıdan çetrefilli ve askeri olarak da kapsamlı bir probleme işaret ediyor.

  • Abone ol