Yarın sabah uyandığımızda yepyeni ve farklı bir dünya olmayacak. Meseleler çözülmeyecek, fırsatlar artmayacak, herşey bir sihirli el marifetiyle yoluna girmeyecek. Hayat bayram hiç olmayacak…

Yeni yıl başlangıcı dertler ve kederlerden kurtulma için bir temenni fırsatı sunar ama hayatın gerçekleri her zaman iyi dilek ve güzel temennilerden baskın çıkar.

Yine de umutsuz olmayalım. İyi tarafından bakacak olursa ister 1 Ocak olsun, ister bayram, ister doğum günü ya da sıradan bir gün; yeni bir hayata başlamak isteyen için hergün yılbaşıdır. Her sabah kendi hayatının yeni yılına uyanmak mümkündür. Sonuçta, takvimlere dizilen yılları ve günleri insanlar tasnif ettiğine göre, eğer yeni başlangıç için illa “ilk gün” gerekiyorsa kendi kendimizin yeni yılını ilan etmekte bir sakınca yoktur. Hele herşeyin kişiselleştiği, her nesnenin özelleştiği bir çağda, kim karışır buna! Hayatımızın, keyfimizin, tercihlerimizin, zevklerimizin, işimizin, kariyerimizin miladı ne zaman istersek o zamandır. 1 Ocak gider, 1 Haziran gelir; olmadı 15 Ağustos, beğenmedik 21 Kasım… 365 yeni seçenek var neticede…

Ne var ki hangi gün, hangi saat başlamak istersek isteyelim kurallar aynıdır. İş, aş, kariyer ya da özgürlük veya dost veyahut da gelecek garantisi…

Hepsi için emek vermek, hepsi için çaba göstermek ve hepsi için de gerektiğinde bedel ödemek gerekir. Maharet en az bedeli ödemekte ve maharet bir kez bedel ödediğin şey için bir daha ödememekte…

İnsanlar için de toplumlar için de aynı kural işler. Huzur istiyorsan, ruhunu, kalbini ve beynini özgürleştirmek zorundasın. Dostları artırmak, düşmanları eksiltmeye mecbursun. Sadece senin rahatın ve emniyetin sana keyif vermez, etrafın huzursuz olduğu müddetçe sen de tedirgin yaşamaya mahkumsun. O zaman, herkesin iyiliği, herkesin hakkı, herkesin hukuku, herkesin özgürlüğü için de çaba göstermelisin. Çünkü, gemisini kurtaran kaptan bencilliği bugün artık işlemiyor. Çevrendeki insanlar batarken hadi bakalım sen gemini kurtar da açabiliyorsan sakin sulara yelken aç bakalım!

Birer birer hepimizin ve toplum olarak cümlemizin huzuru için sahici bir dayanışmaya ihtiyaç vardır. Herşeyi herkese adamak gibi yüksek bir erdemle sınanmak gerekmese bile, ortak iyilik için küçük de olsa bazı şeylerden fedakarlığı bilmek şarttır. Toplum olmak da bunu gerektirir, o toplumda huzur bulmak da… Küçük fedakarlıklar yani; başkalarının fikirlerine saygı, söz hakkına riayet, hayat tarzına anlayış vs. Bu kadarının kime ne zararı olur?

Yarın sabah kalktığımızda hayatımızı bir sihirle bütün dertlerden arındıramayız ama birlikte yaşadığımız insanlar için biraz empati, biraz olsun gerçek anlayış ve dolayısıyla dayanışma yolunda yürümeye başlayabiliriz. Yarın, olmadı ertesi sabah…

  • Abone ol