Başta PYD/YPG olmak üzere IŞİD’le mücadele ve genel olarak Suriye’nin geleceği konuları bir hayli sıkıntılıdır. Birbiri içine girmiş ittifaklar, sürekli değişme potansiyeli içeren hesaplar ve en nihayet sahada elde edilen avantaları korumak adına her türlü hamlenin göze alınabilmesi geçici bir çözümü bile imkansızlaştırıyor. Türkiye, sınırındaki tehdidi gidermek adına baskıyı artırdıkça defansın artması da bu yüzdendir. ABD’nin açıktan, Rusya’nın da sessiz kalarak bu dirence ortak olması da aynı mantığın sonucudur.

Ancak, dış politikada; bilhassa da Suriye’de temel problem bizatihi dosyaların zorluğu kadar bu dosyanın ABD ile ilgili boyutları bulunmasıdır. ABD Başkanı’nın hızlı ve seri karar alma şehveti uğruna verdiği “çekilme” sözü ve bu söze bağlı olarak planlanan diğer gelişmelerin birkaç gün içinde deforme olması bunu gösteriyor. Probleminizin bir parçası ABD olduğunda sorun iki kat büyük demektir. Türkiye’nin şimdi yaşamakta olduğu da budur.

Trump’ın açıkladığı çekilme kararının özü şuydu: ABD askerleri 30 gün içinde Suriye’den çıkacak. IŞİD’le mücadele sorumluluğu Türkiye’nin üzerinde olacak.

Bu kararın arka planında da Türkiye bu sorumluğu sınırdaki PYD/YPG unsurlarının temizlenmesi şartına bağlı olarak bu sorumluluğu üstleniyordu. Nitekim, aynı günlerde bu amaçla sınıra yoğun bir askeri yığınak sürmekteydi de…

***

Trump bunu söyledi ama ardından çekilme süresi önce 100 sonra 120 güne çıktı. Ardından, IŞİD’le mücadele konusu muğlaklaştı ve Türkiye’nin değil toplamda koalisyonun sorumluluk alanına kaydırıldı. ABD Başkanı en sonunda bu mücadelenin bizzat kendileri tarafından sürdürüleceğini açıkladı. Buraya kadar da mesele yok. Çekilmenin uzaması ve IŞİD mücadelesinin paylaşılması Türkiye için sorun değil hatta avantajdır.

Çekilme kararındaki dramatik değişiklik her konuda parçalı kararlar alan ABD yönetiminin konu Türkiye’nin YPG ile mücadelesine geldiğinde hemfikir olmasıyla yaşandı. Kongre, Dışişleri Bakanı, Pentagon, Ulusal Güvenlik Danışmanı ve en sonunda da Trump PYD-YPG operasyonuna karşı siper olmakta buluştu. Hem de bunu “Kürtleri katletmek” gibi haksız ve suçlayıcı bir tanım üzerinden yaptılar. 

Belki, iç politika meselesi… Belki, ABD Kongresi’ndeki muhalefeti yatıştırmak veya medyadaki sesleri dindirmek adına yapılıyor. Ama hiçbiri kullanılan dil ve üsluptaki aşırılığı izaha yetmiyor.

Pompeo ve Trump’ın sözlerine bakılacak olursa ABD Başkanı ve ekibi gece yarılarıma kadar Türkiye dedikodusu yapıyor olmalı. Birbirlerini motive edip sonra mesaj yağdırıyorlar. Verdikleri demeçlere ve sosyal medyada yazdıklarına bakılacak olursa başka açıklaması yok… Ciddi boyutta bir Türkiye antipatisi taşıyorlar, Ankara’nın güvenlik kaygısı umurlarında değil ve bizim ikide bir de hatırlattığımız stratejik müttefiklik değerleriyle hiçbir şekilde ilgili değiller.

Bu şartlar altında FETÖ ile mücadele ve iade dosyaları gibi konulara hiç girmeyelim. İlerleme beklemek fazla iyimserlik olur zira…

Görünen o ki, Türkiye’nin ciddiye alınması gereken bir ABD ile ilişkiler sorunu var. Sadece ilişkilerin kötü ve verimsiz olması değil, kelimemin tam anlamıyla “ilişki ve iletişim sorunu” yaşıyoruz. İki ülke arasında onyıllara varan geçmiş ve tecrübe referans olmaktan çıkmış bulunuyor. Sözlerin, konuşmaların ve anlaşmaların ömrü birkaç saati geçmiyor.

Bunun, özellikle Kuzey Suriye’de operasyona hazırlandığımız sırada acilen halledilmesi gereken bir sorun olduğu ortadadır.

  • Abone ol