İdeoloji, fikir, gelenek, teamül… Hepsi birer sermaye olmakla birlikte siyaseti tarif etmek için tek kelimeye mecbur kalınacak olursa bu kesinlikle, “dil”dir. Siyasetin dili bizatihi siyasetin kendisidir. Üslubu beyan ayniyle insan olduğu gibi; üslubu beyan ayniyle siyasettir. Bununla birlikte siyaset dili, her zaman sükûnet anlamına gelmez ama istisnasız her zaman hakkaniyet ve adalet duygusu içermek zorundadır. Farklılıklara itina etmeye ve ülkede birbirinin zıddına düşünen insanların varlığını kabule mecburdur.

Yerel seçime doğru giderken ve henüz kampanyaların kapağı tamamen açılmamışken bu meseleye bir daha değinmek iyi olacak… 

Siyaset dilinin önemi siyasetin bilhassa Türkiye gibi bir ülkede herşeyden fazla tesir kabiliyetinin yüksekliğinden ve dolayısıyla toplum üzerindeki hakimiyetinden gelir. Yani, sokaktaki dili, kahvede, otobüste, işyerinde hasılı her kabalalıkta konuşulanları siyasetin tayin imkanı vardır. Bu, siyasetin gündeminin her zaman sokağın da gündemi olduğu anlamına gelmez. Ama daha önemli bir şey anlamına gelir. O da siyasete gerilim, ayrıştırma, ötekileştirme, empati eksikliği ve düşmanlık varsa herbiri bir siyasal fikre ve partiye ait olan insanların da benzer bir lisan ile konuşması kolaylaşır. Siyaset, takipçilerini olaylara bakışta farklı istikametlere yönlendirirken olaylara bakıştaki kavramları ve yaftalamaları da verir. İster siyasi, ister sosyal, ister de sıradan gündelik bir vakada farklı düşünceyi istemek ve yönlendirmek başka, o düşüncenin kolaylıkla ötekileştirici bir dil ile ifade bulması başkadır. Gayet tabii ki bu, yanlış ve tehlikelidir.

Şikayetçisi olduğumuz kutuplaşma ve toplumsal gerilimin kaynağı bundan başka bir şey değildir. En can alıcı dış meselede de, sıradan gündelik bir ugyulamada da konuşmanın ve tartışmanın hızla “ihanet”  “satılmışlık”, “dış güçler”, ”kumpas”, “algı operasyonu” gibi fahiş kavramlara bağlanması en büyük meseledir. Konuşmak yerine yaftalamak, tartışmak yerine itham etmek, müzakere yerine okkalı sözlerle itip kakmak bir hastalık gibi zihinleri sarmaktadır. Aklın, fikrin, bilimin, düşüncenin, araştırmanın, anlamanın mesai değeri olmadığı bir zeminde sürükleniyoruz. Yukarıdan aşağıya, sağdan sola her fırsatta bir komplo teorisi, her sözün peşine bir ithamla yıllar geçiyor. Düşünmek; yani meseleleri her yönüyle akletmek kaabiliyeti kayboldu, kayboluyor. Her fikrin bir karşıtı olabileceği ve o karşıtlığın ihanet, düşmanlık, satılmışlık değil bizatihi düşünce faaliyetinin gereği olduğu unutuldu, unutuluyor. Kimseye faydası olmayacak gerilim dili siyaset marifetiyle, medyaya ve sokağa hakim oluyor.

Öte yandan siyaset dilinin katılığı ve tahammülsüzlüğü siyasetin varlığını da imkansızlaştırıyor. İster iktidar isterse muhalefet kelamı olsun; dediğim dedik çaldığım düdük kabilinden dil aslında siyaset yokluğuna delalet eder. Siyaset sınıfı kendi sermayesini böyle heba ederse, toplum da kendi arasında siyaset konuştuğunu zannederken esasında kavgaya mahkum olur. Meseleleri halletme yöntemi kaybolur ve geriye sadece kamplaşmış ve skor peşinde koşan kitleler kalır.

Meseleyi çözememek büyük bir meseledir ama durduk yerde onları büyütmek akıllı insanların işi değildir.

İyimser olmamakla beraber umarız ki yerel seçimlerin dili siyaset diline yaraşır ve Türkiye meselelerini halledemezse bile birbiriyle konuşabilen insanlar ülkesi olur.

  • Abone ol