Yeryüzünün en önemli meselesi demokrasi ve hukuk kültüründen uzaklaşan yönetimlerse en an bunlar kadar büyük bir mesele de sorumluluk sahibi kurumların ve hükümetlerin bu probleme duyarsız kalmasıdır. Giderek büyüyen insan hakları ve hukuk ihlalleri karşısında kendilerini yalıtmaları ve başlarını kuma gömmeleridir.

Kötülük üreten rejimler birbirleriyle dayanışmalarını güçlendirirken, demokrasi bloku her gün dünya siyesindeki ağırlığını kaybediyor. Beraberinde bu bloktaki ülkelerin ortak kurumlarının küresel meseleler karşısındaki moral otoritesi zayıflıyor. İnsanlık temel haklar konusunda en yüksek tecrübe dönemini yaşarken, duyarlılık anlamla bir şekilde gerilemiş bulunuyor. Daha iyi demokrasi, daha kaliteli temsil, daha çok ifade özgürlüğü veya daha güçlü basın hürriyeti çağında bütün bu kavramlar sözgelimi 10 yıl öncesinin itibar seviyesinin bile altındadır. Çünkü, demokrasi duygusu gerilemiş yönetimlerin yaptıklarının yanına kâr kalması ve bu yolda ilerlerken direnç görmemeleri, meşruiyetlerini güçlendiren bir felsefe üretmeyi başardı. Demek ki böyle de olabiliyormuş, duygusu giderek güç kazanmaya başladı. Güç kazanmak şöyle dursun neredeyse yeni statüko oldu.

***

Toplumlar da ikiye bölündüğü için iktidarların hedefinde olan kesimler dünyanın her yerinde umutsuzluk içinde debelenir hale geldi. Mesela, Venezuela halkı gibi... Mesela Esad’a verilen hayat öpücüğü sayesinde geri dönüşsüz bir kabusa ilerleyen Suriye halkı gibi…

Öte yandan, Filistin meselesinde İsrail lehine gelişen avantajlar da dünyanın içine girdiği bu yeni kötücül felsefenin sonucudur.

Zamanında ve gereken dayanışmayı göremeyen baskı altındaki halkların problemleri bir noktadan sonra ya çözülemez hale geliyor ya da çözüm ancak Venezuela örneğinde olduğu gibi ABD’nin antipatik hamlelerine mahkum oluyor.

Çin hükümetinin Uygur Müslümanlarına yönelik ancak eski çağlarda cesaret edilebilecek baskıları da “yapanın yanına kar kalıyor dünyası”nın bir felaketidir.

Rusya tarafından yutulan ve ABD ve Avrupa’nın cılız mırıldanmalarından başka ses işitilmeyen Kırım’ın ise hatırını soran bile yok.

Birkaç ay öncesine kadar göstermelik de olsa bir duyarlılıkla desteklenen Myammar/Arakan Müslümanları şimdi hatırdan bile çıkmış olması…

Ya da Mısır diktatörü Sisi’nin dökülen onca kandan sonra benimsenip sisteme dahil edilmesi… 

Veya Suudi Arabistan’ın Yemen’de dilediğini dilediği gibi yapabilmeye devam ederken üstüne bir de İstanbul’da gazeteci katledip bunu pekala geçiştirebilmesi …

Avrupa Birliği içinde bile, Macaristan ve Polonya’nın demokrasiyi, hukuku, basın hürriyetini yerle bir edişine ses çıkaramayan, çıkarsa bile gidişata mani olamayan bir dünyada yaşıyoruz.

Kötülük yola koyulduğunda duyarlılık ve sorumluluk sahici bir reaksiyon gösteremediği için şimdi, uluslararası kurumların da mecali olup biteni önlemeye yetmiyor. Utanma duygusundan sıyrılan işgal ve ihlal iştahı kendisini yeryüzünün hakimi olarak görüyor. Onlar için Filistin halkı, Suriye’deki mazlum insanlar, Uygurlar, Arakanlılar, Venezuela’yı terkedenler ya da Yemen’in sahipsiz çocukları birer mazlum değil aslında hak ettiklerini bulan çıban başları.

Yerküre eskiden de mutlu değildi ama hiç olmazsa mazlum, göstermelik de olsa mazlum statüsüne sahipti. Şimdi ise önümüzde, toplumların tamamının veya en az yarısının daha mutsuz ve umutsuz olduğu bir dünya haritası var. Haritanın böyle kalması da sadece mağdurlara değil herkese tehlikeli mesajlar veriyor.

  • Abone ol