Kartal’da çöken binanın altında hayatlarını kaybedenlere Allah rahmet etsin, geride kalanlara da sabır versin. Aslında bu derin ve önemli meselede hepimiz geride kalanız hepimizin de sabra ihtiyacı var. Ama daha çok sorumluluğumuzu hatırlamaya ve gereğini yapmaya...

Malum, Türkiye deprem kuşağında risk taşıyan bir ülkedir. Genel olarak Marmara ve bilhassa İstanbul ise bu riskin en ziyade tahmin edildiği yerlerdir. 17 Ağustos 1999 depremi de meselenin büyüklüğünü ve önemini hepimize en acı yüzüyle göstermişti. Büyük kayıplar verdiğimiz ve büyük çaresizlik yaşadığımız bu felaketten sonra deprem gündeme geldi. Sayısız yerli ve yabancı bilimsel araştırma yayınlandı, yüzlerce, binlerce toplantı yapıldı. Bazıları belediye bünyesinde, bazıları üniversitelerde ve bazıları da sivil toplum örgütleri etrafında birçok kurul oluşturuldu. Ulusal deprem komisyonları kuruldu ve strateji planları hazırlandı.

Netice?

“Belki yarın belki görünür gelecekte, çok yüksek ihtimalle İstanbul’u bir deprem bekliyor.”

Şiddeti, çapı, tesiri ve yol açacağı sonuçlar konusunda da birçok senaryo var ve ne yazık ki en iyimseri bile burada tekrar yazılamayacak kadar kötü tahminler içeriyor.

***

Türkiye’nin üzerinde mutlak mutabakat tesis edilmiş tek meselesi bir deprem riski ve buna karşı hazırlıksızlığımızdır.

Risk çok büyük ama muhtemel bir depremin gerektirdiği hazırlıklar hâlâ kağıt üzerindedir. Ne kadar rapor ne kadar belge üretirsek üretelim en nihayet depreme hazırlıklı olmak demek, içinde yaşadığımız binaların gücü ve dayanaklılığını temin etmek demektir. Gerisi boştur. Gelgelelim, başta İstanbul olmak üzere deprem riski taşıyan taşımayan hemen hemen bütün şehirlerde de yüksek oranda dayanıksız binalar stoku bulunmaktadır. Unutmayalım, Kartal’daki bina bir sarsıntı olmaksızın durduğu yerde yıkıldı. Bir de sarsıntı ve deprem şartlarını düşünelim… Havsalamız yetersiz kalıyorsa 1999 depremini hatırlamayım.

Artık şurası da belli ki binaların depreme dayanıklı hale getirilmesi için eldeki tek model olan kentsel dönüşüm bizatihi vatandaşın tercihiyle yürümüyor. Sonu ranta varan bir dizi haklı haksız kaygı nedeniyle insanlar güvenli olmayan evlerde yaşamaya devam ediyor. Deprem bahsinde tek sorumlu siyaset değildir vatandaşın da kusuru vardır ama tablo böylesine ürkütücü ihtimaller içerirken meseleyi çözmesi gereken yine siyasettir.

Türkiye’yi muhtemel bir depreme hazırlayacak hızlı ve eksiksiz bir plana ihtiyaç vardır. Mevcut kentsel dönüşüm projesi revize edilerek ya da yeni bir vizyon üretilerek bunu acilen yapmak zorundayız. Acilen çünkü belki de süre tahminlerin ötesinde kısalmıştır.

Pazartesi günü bu meseleyi yazmıştım. O yazıdan cümlelerle de bitiriyorum:

“Her şeyden ve her kaygıdan önce, herkesin oturduğu binanın deprem karşısında dayanma gücünden endişe etmesi gerekir. Bu kadar yakın bir tehlikeye karşı hâlâ yeterince önlem alamayan bir toplum, yarın -Allah göstermesin- bir deprem olduğunda sadece yıkılmayız, çok utanırız da… İster hemen şimdi, isterse de seçimden sonra ama her şartta geciktirmeden bu adımı atması ve toplum üzerindeki moral otoritesini kullanması hayati derecede önem arzetmektedir.”

  • Abone ol