Ay sonunda sandıkta kararı verilecek olan şey Türkiye’nin bekası mıdır? Beka yani, ülkenin yarınının belirsiz, şüpheli ve karanlık olduğu veyahut da bu ihtimallerle karşı karşıya bulunduğu iddiası doğru mudur? Beka meselesi var demek, yakın gelecekte dışarıdan kaynaklanan büyük belaya duçar olma ihtimali var demektir. Elbette, bekadan söz edildiğinde mesele böyle ayrıntılı tarif edilmiyor ama siyaset lügatindeki çağrışımları böyle şeylerdir.

Büyümek büyüyememek veya gelişmek gelişememek başka ama şükür ki Türkiye’nin bugüne ve yarına dair bir varlık yokluk meselesi yoktur. Bununla birlikle, iktidar kanadının kastettiği meselenin çapı ve yakınlığını bilemiyoruz.

İktidar, yerel seçimleri kaybetme veya anlamlı bir şekilde gerileme görülmesi durumunda böyle bir tehlikenin gündeme geleceğini varsayabilir. Yani, cumhur ittifakı bir veya birkaç belediyeyi kaybedecek olursa dış güçlerin aktif hale gelerek ülkeyi bölmeye, parçalamaya kalkacağını analiz ediyor olabilir. Katılıp katılmamak tercih meselesi ama bu bir siyasi yaklaşımdır. İktidarın işi ülke için taşıdığı önemi vurgulamak, muhalefetinki ise adı ne olursa olsun bütün meseleleri iktidardan daha iyi yöneteceğini anlatmaktır.

Gayet tabii ki bekadan ekonomiye, dış politikadan eğitime kadar bütün ünitelerde karşılıklı iddialar görecelidir, partilere göre değişir. Seçmen de her iddiayı önemsemek zorunda değildir ama vereceği kararla, kendisini hangi belediye başkanının daha iyi yöneteceği kadar, iktidar ve muhalefetin karşılıklı iddialarını da ölçmüş olacaktır. Niyeti böyle olsa da olmasa da sandıkta yaptığı tercih böyle bir anlam taşıyacaktır.

* * * 

Beka meselesine inanıyor mu inanmıyor mu?

Ekonominin iyi mi kötü mü olduğunu düşünüyor?

Dış politikada işlerin yolunda gittiğine mi aksine mi inanıyor?

Yahut da eğitimde, sağlıkta, ulaşımda ne düşünüyor?

Dahası… Seçmen nazarında 31 Mart bir yerel seçim mi yoksa daha çok genel seçim mi?

Seçmen bütün ünitelerle birlikte seçime yüklenen anlamı da oylayacak. Dolayısıyla, Bir yerel seçim olmasına rağmen Türkiye’nin siyasallaşma kapasitesi nedeniyle hemen hemen bütün üniteler başkan adaylarıyla birlikte 31 Mart’ta sandığa girecek. Böyle olmasını daha çok iktidar istedi diyebiliriz. Zira, izlediği strateji yerel siyaseti hayli arka planda bırakan güçlü ve genel bir dille ifade ediliyor. Kabul edelim ki bu arada muhalefetin ne dediği ve ne düşündüğünü anlamak da pek mümkün olamıyor. Belki iktidarın propaganda üstünlüğü, belki de muhalefetin sessiz kalma politikası nedeniyle… Niyet ne olursa olsun, muhalefetin iktidarla aynı koridorda yürümeme tarzı da bir başka stratejiye dönüşmüş durumdadır.

Türkiye seçim yoluna girerken herkesin ortak temennisi olgun, kavgasız gürültüsüz ve mümkün olduğunca nazik bir kampanya dönemiydi. Sandığın kurulmasına üç haftadan biraz fazla zaman kaldı ve bunun mümkün olamayacağı anlaşılıyor. O halde şimdi, seçimden bütün taraflara bir daha gergin ve çatışmalı bir propagandanın işe yaramayacağı mesajının çıkmasını umalım. Bu açıdan yerel veya genel bütün iddiaların aynı sandıkta oylanması ülke için hayırlıdır. En nihayet kimin kazandığından çok daha önemli olan, şimdiden sonra bütün seçimlerde olgunluk ve sükunetin kazanmasıdır.

  • Abone ol