1967’den beri işgal altında bulunan Golan tepelerinin ABD tarafından İsrail toprağı olarak tanınması vahim bir karardır, doğru.

Bu karar, epeyidir hükümferma olan ‘yapanın yanına kâr kalıyor dünyası’nın iştah tanımaz bir neticesidir, doğru.

Olup biten ABD-İsrail yakınlığının en önemli meyvelerinden birisidir, bu da doğru.

Ne yazık ki mesele sadece, fiilen İsrail’e bir avantaj sağlanmasından ibaret değildir. Yapılan iş, toprak kazandırma girişimiyle sınırlı değildir.

Önce Kudüs’ün başkent olarak tanınması ardından da Golan kararı, Suriye’nin zaten yerle yeksan olan toprak bütünlüğünün bitmesine ilaveten Filistin meselesinde İsrail’in geri dönülmez bir psikolojik avantaj elde etmesi anlamına gelir. Yani, içinde İslam ülkelerinin de bulunduğu dünyanın büyük çoğunluğu Filistin davasında direnirken, Gazze’yi Kudüs’ü korumak şöyle dursun, İsrail hattı Şam sınırlarına kadar ilerletmiş bulunuyor. Bu saatten sonra Filistin-İsrail barışından söz etmek mümkün değildir. Mümkün olan tek şey, Gazze, Ramallah ve civarına sıkışmış Arapların nefes alıp alamayacağını müzakere etmektir. Kabaca söyleyecek olursak Arafat’ın bıraktığı diplomatik mirasa sahip çıkabilmek şimdi hayalden ibarettir. Ayrıca, ne Filistinliler ne de İslam dünyası Arafat’ın müzakeresini de yeterli bulmadığı düşünülürse, kaybın büyüklüğü daha iyi anlaşılır.

***

O günden bu yana İsrail hükümeti yeni yerleşim birimleri metoduyla neredeyse bir vilayet kadar alanı kendi mülkü haline getirdi.

Şimdi mümkün olsa bile müzakere nereden başlayacak?

500 bin kişiyi aşan yeni yerleşim birimleri al-ver konusu olamaz.

Peki Kudüs’ün statüsü? İmkansız zira ABD o konuda geri dönüşü olmayan bir lütufta bulundu.

Muhtemel bir güvenlik anlaşmasında da İsrail’in, imza attığı onca katliama rağmen dünya kamuoyunda avantajlı durumda olması hazindir. Bu hasiste de ibre kaymıştır. 

Filistin bugün barış müzakerelerine konu olan her meselede bir yıl öncesine göre de Arafat planlarına kıyasla da çok daha geridedir. İslam dünyası hamasetle vakit öldürürken İsrail fili durum yaratarak kendi işini kendisi gördü ve diplomatik olarak zorlanamayacak boyutta avantajlar elde etti. ‘Geçmiş olsun’ demek ağırımıza gidiyor ama durumu bundan başka ifadeyle anlatmak da kolay görünmüyor.

Lafın gelişi değil, Filistin tahmin edilenden çok daha yalnızdır. Perde arkası diplomaside masada kalan tek ülke Mısır’dır ve orada da rejimin durumu ortadadır. İslam dünyası, Birleşmiş Mliletler’de yapılan her oylamadan Filistin’in zaferle çıkması ve İsrail’in mağlubiyetiyle teselli bulurken Tel Aviv -ABD desteğiyle- kendi işini kendi görmekte beceri geliştirdi.

Bir döneme kadar diplomasi sonuç almasa bile İsrail’in azgınlığına gem vuruyordu. Şimdi bu imkan da ortadan kalkınca Filistin bütün avantajını kaybetti.

Sadece Filistin değil, Golan kararında görüldüğü gibi diğer ülkeler de… Unutmayalım Kudüs’ün başkent ilanı da aynı zamanda bu şehir üzerinde hakkı olan Ürdün’ün egemenliğine fiili bir darbeydi ve sessizce geçiştirildi.

Golan karanının bölgede gerilimi artıracağı analizi İsrail için anlamlı değildir. Çünkü, gerilim bizatihi bu ülkenin ilerlemesi ve genişlemesi için bir sermayedir. Zaten hak etmediği bir alana hükmeden İsrail, her adımda çıtayı biraz daha yükselterek, diplomasi ve hukukun dışında ilerledikçe ilerliyor.

  • Abone ol