Bazı meseleler vardır ki üzerinde konuşmak ve tartışmak hiç bitmese yeridir. O mesele hallolmadan başka sahalara girmek, başka mevzudan bahis açmak yersizdir, beyhudedir. Eğitim mesela…

Bilhassa bizim gibi, zihni tarihin ağır yükü ve travmalarıyla bugünün geri kalmışlık kompleksinin harmanı olan toplumlar için… Geçmiş parlak zamanları hayal ediyoruz, başarmak istiyoruz ama yapamıyoruz. “Büyük devlet… Güçlü millet… Oyun kurucu diplomasi… Şakaya gelmez irade… Dünyanın merkezi… Büyük stratejik coğrafya…” sloganlarıyla hevesleniyoruz lakin hayatın acıma duygusundan mahrum gerçekleri bizi durduruyor. O vakit, bizi durduranın hayatın gerçekleri değil, “dış güçler” olduğunu sanıyoruz.

Aslında mükemmeliz ve çok şeyi hak ediyoruz ama o dış güçler, karanlık mahfiller, gizli ittfaklar… İşi gücü bırakıp sadece bizim yolumuza taş koyan o derin dünya devleti.

Gözlerini karartmışlar ve bize düşmanlık yapmak için o kadar körleşmişler ki, 1960’larda bizden yirmi kat fakir olan Güney Kore’nin bugün dünya sanayi devi olmasını ıskalamışlar. Koreliler, adım adım büyümüş, sessiz sedasız önce Asya kaplanı sonra da dünya devi olmuşlar. Sayısız markayla Amerika’nın Avrupa’nın pazarına ortak olmuşlar. Bizi de geçip, 35 bin Dolar kişi başına gelire ulaşmışlar. Aynı güçler Malezya’yı, Portekiz’i, Finlandiya’yı, Norveç’i de aradan kaçırmışlar. Dış güçlerin sadece bizimle uğraşmalarının sonucu olsa gerek. Halbuki daha bütüncül bakabilseler, birçok ülkeyi bizim gibi geri kalmış bırakabilir ve daha çok para kazanabilirlerdi!

Şimdi de Çin’i aradan kaçırıyorlar… Ben değil, “karanlık dünya güçleri”nin sembolü Apple’ın CEO’su söylüyor bunu: “Çin’de üretim yapmamızın sebebi ucuz işçilik değil. Çin’de artık ucuz işçilik yok. Orada üretim aşamalarında yüksek teknoloji ve bunu yönetecek yetkin insan kaynağı var. ABD’de bu yok… Çin bunu eğitime yaptığı yatırımla başardı.”

Çinlilere bakın siz… Muhtemelen bütün dünya ve elbette ABD onlarla gece gündüz uğraşırken! oturup ders çalışmışlar ve şimdi herkese nanik yapıyorlar. Sakın, Güney Kore, Finlandiya, Portekiz, Malezya da öyle yapmış olmasın?

Sakın bizim gibi ülkeler kendilerini hamasetle teselli ederken işini bilen ülkeler eğitime, teknolojiye ve rekabete önem vermiş olmasın?

Öyle yaptılar, evet.

Sadece biz değil, hepsi çok önemli stratejik konumdadır. Hepsi bir yerle bir yer arasında vazgeçilmez köprüdür. Hepsi, milleti ve devletiyle yenilmez, bölünmez ve parçalanmaz bir bütündür. Hepsi bugün bulundukları toprakları kanlarıyla, canlarıyla kazandılar.

Hepsinin de zihinlerinde tarihin yüklediği düşmanlıklar, endişeler ve korkuları vardı ama bunlara takılmadan geleceği bakabildiler. 

Eğitimi önemseyen, hedeflerine sadık kalan ve geçmişle değil geleceğin fırsatlarıyla yaşamayı beceren ülkeler başardı. Doğal kaynakları; yani, petrolü ve gazı olan ülkelerden daha büyük ekonomiler yaratmaya muvaffak oldular. Kalıcı ve sürdürülebilir refaha ulaştılar.

İyi bir eğitimi sistemine ihtiyacımız var. Eğitilmiş olmadan başka ne konuşursak beyhudedir. Cehaleti, hamaseti, avuntuyu değil, bilgiyi, düşünceyi, yaratıcılığı geliştiren bir eğitim sistemi kurmadan, karanlıkta düşman avlamaya devam ederiz ama avlanır geri döneriz.

Kendimizi ve gelecek nesilleri cahil bırakmaktan daha büyük kötülük olamaz, bunu da bize bizden başkası yapamaz. Türkün, eğitimi ıskalayan Türk’ten başka düşmanı yoktur, olmamıştır, olmayacaktır.

Eğitimsiz bir toplumun, eğitimde geri kalmayı dert etmeyen bir ülkenin, eğitimi bina zanneden bir devletin başka düşmana da ihtiyacı yoktur. Ne dış güce, ne iç güce…

  • Abone ol