Türkiye’nin hava savunma ihtiyacını güçlendirmesi en tabii hakkıdır. Özellikle Suriye’deki belirsizlikten sonra ve geniş planda Ortadoğu’nun bir türlü yatışmayan güvenlik problemleri hesaba katılırsa ihtiyaç daha iyi anlaşılır. Esasen bizim gibi bir ülkenin neden hava savunma füze sistemi edinmek istediği de sorgulanacak bir konu değildir. Büyük bir orduya sahip olmak neden kritik edilemezse, silah ve mühimmat kapasitesini artırmak da mevzubahis edilemez. 

Bununla birlikte Türkiye’nin S-400 tercihinde haklılığının ABD Başkanı tarafından da bütün dünyaya anlatılması olumlu bir gelişmedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Osaka’da Trump’la yaptığı görüşme sonrası ve devamında yapılan açıklamalar Türkiye için bulunmaz bir halkla ilişkiler faaliyeti olarak not edilmelidir.

Ortaya çıkan tablo özetlenecek olursa:

1-) Türkiye daha önce S-400’ü alacağını ilan etmiş ve geri dönüş olmadığını duyurmuştu. Şimdi artık bu karar iyice sağlamlaşmıştır. S-400’lerin kısa sürede gelmesi kesinleşmiştir.

2-) Trump, Türkiye’ye hak vermekle birlikte CAATSA (Hasımlarla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası) başlığındaki yaptırımların masadan kalktığını söylemedi. Ancak, yaptığı açıklamalar kendisini bağlayacaktır. Dolayısıyla, ABD yasaları gereği Başkan’ın uygulamak zorunda olduğu yaptırımlar en hafif seçeneklerden oluşacaktır. Yani, S-400’e karşı kabus senaryosu artık iyice zayıflamıştır. Muhtemelen Trump, teslimat gerçekleşir gerçekleşmez devreye girecek yaptırımları erteleme opsiyonunu da kullanacaktır. Böyle bir tavır, yaptırımların yol açacağı politik etkiyi azaltacaktır.

3-) Erdoğan’la Trump arasındaki ikili ilişkiler bu seviyede kaldığı müddetçe -ki, ABD Başkanı memnun olduğunu gizlemiyor- Türkiye ekonomisinin muhtemel yaptırımlardan ekonomik alanda etkilenme oranı düşük seviyede kalacaktır. Trump “Berbat bir durum, berbat. Ne yapacağımız üzerinde çalışıyoruz” dedi. ‘Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal’ gibi bir hava verdi ama bir çözüm bulma iradesini de ortaya koydu. O çözümün kalitesi ve kapasitesi hem ekonomi hem diplomasi için güçlü bir referans olacaktır.

4-) Bu olumlu seyreden tabloya rağmen Türkiye’nin F-35 projesindeki rolü ve F-35 tedariki hala belirsizdir. Bu belirsizlik S-400 bahsi bir istikamete oturmadan alışamaz görünüyor.

19-06/30/big.jpeg

Akif Beki’nin “Sıkıyönetici Buhran”ı

Gazete yazıları ve radyo programlarıyla son dönemin en çok okunan, takip edilen yazarlarından birisi Akif Beki’dir. Sıradışı ironik üslubu ve ifadesine yansıyan güçlü sembolik anlatım Akif’i ayrıcalıklı kılıyor. Bir yandan söylenmesi gereken herşeyi tam bir gazeteci titizliğiyle bulup çıkarmak, bir yandan da içinden geçtiğimiz zor zamanların tabiatına uygun bir dille okuyucunun zihnine ulaştırmak… Akif Beki’nin yaptığı budur. Özenli ve ustalıklı yazım tekniğiyle yaşadığımız zamanlara tanıklık ediyor. Bu sayede, okurla arasında özel bir anlatım ilişkisi geliştirerek kendine has bir tarz oluşturmaya başladı. 

Elimde, Beki’nin yeni kitabı “Sıkıyönetici Buhran” var. Kitap, Akif Beki meraklıları için özel ve edebi bir tarz sunuyor. Alıştığımız köşe yazısı ve makale metinleriyle değil, manzum anlatımla; hem Türkiye’nin hallerini hem de memleketin her tür insanının davranış hallerini zekice hicvediyor. Bir solukta okunacak edebi-politik bir metin… Malum, böylesi son zamanlarda pek bulunmuyor. 

“Çek bir protesto

Açık pozisyonda yakalanma

Dolarize provizyon

Gamzededir sele kapılan kör kütük

İnenler, çıkanlar borsadan hızlı

Sığlık sarhoşu keşmekeş

Musallat jandarma başa

Yer değiştirsin senaristle zirzop

Zehir zıkkım müptela zırtapoza”

Benden bu kadar; gerisi de kitapta su gibi akıp gidiyor.

Ayrıca… Kitap, büyük ressamımız Ahmet Güneştekin’in eserleri ve desenleriyle bezenmiş ki birçoğu sadece Akif’in manzumuna özel çizildi.

Sıkıyönetici Buhran/Akif Beki/Elips Kitap yayınevi 

  • Abone ol