AK Parti’yi bir kavramla anmak veya tek bir hedefle tanımlamak gerekse akla gelecek olan şey 2023 hedefleridir. Bu paketi, sadece bir siyasi partinin hedefleri değil aynı zamanda ülkenin de heyecan duyacağı ve uğrunda çaba göstereceği plan olarak değerlendirmek gerekir.

Gayrısafi milli hasılası 2 trilyon dolar, kişi başı geliri 25 bin dolar, ihracatı 500 milyar dolar ve işsizlik oranı da sadece yüzde 5 olan bir ülke… 2023 hedefleri ülkesinde yaşamak, böyle bir ülkenin vatandaşı olmak keyif vericidir.

Bugün ise sadece ‘keyif verici olurdu’ diyebiliyoruz.

Malum, yeni açıklanan 11. Kalkınma Planı’nın önümüzdeki 4 yıl için; yani 2023 Türkiye’sinin rakamları yarı yarıya inmiş bulunuyor. GSMH 1 trilyon 80 milyar dolar, kişi başı gelir 12 bin 484 dolar, ihracat 226 milyar dolar ve işsizlik de yüzde 9.9 oranında olacak. Böyle planlanıyor.

***

Kabul edelim, orijinal 2023 hedeflerinin tutturulması çoktan beridir imkansız hale gelmişti. En az 3-4 yıldan beri bu hedeflerin gerçekleşmesi artık hayaldi. Sebeplerini uzun uzun yazmaya gerek yok, hukuk ve demokrasi olmazsa, şeffaflık kalmamışsa, öngörülebilirlik kaybolmuşsa ekonomi raydan çıkar, yabancı yatırım ve sermaye gelmez; bırakın yabancıyı, yerli yatırımcı da işten elini eteğini çeker. Üstüne, yıllar içerisinde parayı katma değer üretmeyen ve dünya ile rekabet yapabilecek sektörler yerine inşaata yatırmışsanız olacağı budur. Hedefler tutmaz, vizyon söner, hayallerinizin yarısına razı olursunuz.

12 bin dolar kişi başına gelir orta gelir tuzağı demektir, gele gele yine oraya geldik. Gelebilirsek tabii… Gelecek yıl bir revizyon daha olursa şaşırır mıyız?

Peki nereden geliyoruz ona bir bakalım. 1980’de dünyanın en büyük 19’uncu büyük ekonomisiydik, 2019 geldi geçiyor yerimiz yine aynı. Evet, 80’lerden daha iyiyiz ama dünya bizden çok daha iyi. Neticede 40 sene geçmiş yerimizde saymışız. Başkaları, laf yerine iş yapıp, dış güçlere, karanlık odaklara takılmayıp bizi gelip geçerken biz afra tafrayla vakit öldürmüşüz.

Tek parti, çok parti, koalisyon, tek başına iktidar, darbe, postmodern darbe ve en nihayet başkanlık sistemi. Her rejimden hevesimizi aldık ama gelip takıldığımız yer burası. Her türlüsünü denedik; hiçbirinde hamasetten vazgeçmedik.

Faiz, enflasyon, dolar, işsizlik derdi berdevam. Hiçbiri gündemden de gündelik konuşmadan da düşmedi. 

Ekonomi böyle de ötekileri halledebildik mi?

Anayasa hâlâ sıkıntı… 12 Eylül metni daha düzelmeden başkanlık sistemi tartışmaya açıldı. Kürt sorunu bildiğiniz gibi batıp çıkmaya devam… Yargıyı konuşmak bile yorucu. Trafik de döviz gibi problemlerin en başında duruyor. Depreme de fikir özgürlüğüne de hâlâ dayanıksızız. Ne bir sorun çözdük ne de yenileri eklemekten geri durduk. 

Afra, tafra, palavra... Kendi yarattığımız krizleri tavizle çözüp, sonra bununla övünen kendi halinde bir devlet olduk çıktık. 

Kendi kulağımıza şanlı tarih hikayesi anlatmaktan yorulmadık. O hikayelere inandık, yetmedi dizilerini yaptık.

Hedeflerimiz tutmuyor çünkü bir arada yaşama, birbirine saygı duyma, empati, dayanışma ve aynı hedefe birlikte yürüme gibi olmazsa olmaz değerlerden çok uzaktayız.

Meselemiz sandığımızdan çok daha derin…

  • Abone ol