Merhum Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanlığı döneminde belki de en önemli ekonomik yatırım inisiyatifi Ford otomobil fabrikasının Türkiye’ye getirilmesi meselesiydi. Fabrikanın Gölcük’teki SEKA arazisinde kurulması büyük tartışma konusu olmuştu. Hem çevre örgütleri hem de siyasi muhalefet fabrikanın kurulmaması için büyük direnç göstermişti. Koç Holding’in ortaklığıyla kurulacak fabrika neredeyse Türkiye’ye sokulmayacaktı. Bu girişim için dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz hakkında “Devletin malını peşkeş çekiyor” diye Meclis’te soru önergeleri verilmişti. Neticede Demirel bugün bile hafızalarda yer eden o cümleyi söyleyerek tartışmaları bitirdi ve fabrikanın kurulmasını sağladı: Ford fabrika için yer bulamıyorsa gelsin Çankaya’nın bahçesini vereyim!

Kişi başı milli gelirin 2 bin dolar seviyesinde olduğu ülkede bu tavır gerçek bir vizyondu. Nitekim o fabrika yıllar içinde Türkiye’nin otomotiv üretimi ve ihracatında lokomotif kuruluş oldu ve bugün övündüğümüz ihracatın olmazsa olmaz bir unsuru haline geldi. O gün, kalabalığa karışıp Demirel’e karşı çıkanlardan birisi olarak şimdi ne kadar büyük bir hizmet yapıldığını görüyorum. Hayırla yad etmemek, o gün verilen kararın önemini takdir etmemek mümkün değil.

***

Bugün de yine bir Alman otomotiv markası Türkiye’de fabrika kurma kararı veriyor. Yirmi yıldan uzun süre sonra bir büyük marka Türkiye’ye, Manisa’ya geliyor. Ekonominin içinde bulunduğu küresel güvensizlik tablosu ve özellikle de doğrudan yatırım probleminin ileri düzeyde olduğu bir dönemde VW’nin bu tercihi çok önemlidir. Özellikle otomotiv sektöründe yakalanan ivmenin devamı açısından kalıcı bir başarı olarak kaydedilmelidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu süreçteki kişisel gayretini de kayda geçirmek gerekir.

Sadece bir yatırım kararını değil, Ford’dan Volkswagen’e bir zihniyet değişimini de yaşıyoruz. O dönemde kamuoyu ayağa kalkıyordu şimdi ise doğru olan yapılıyor ve herkes sessizce bu yatırım kararının son dakikada değişmemesini temenni ediyor. 4 bin kişinin çalışacağı ve yılda 300 bin otomobil üretim kapasitesiyle yılda 4 milyar doların üzerinde ihracat katkısı sağlayacak dev bir proje için Türkiye’nin seçilmiş olması memnuniyet yaratıyor.

Yerli ya da yabancı her türlü yatırımcıyı ve girişimciyi devlet malına göz dikmiş menfaat grupları olarak gören anlayış yerini tam da merhum Demirel’in anlayışıyla “Gel de istersen bizim bahçeye gel” davetine bırakıyor.

Türkiye’nin tek çıkış yolu sınai üretimdir ve dahası bu alanlarda rekabet edebilecek bir vizyon yakalayabilmektir. Teknolojide, dijital sahada üretmek ve yarışmak mecburiyetindeyiz. Keşke, Almanların yanında bir fabrikada da yerli otomobil projesi mümkün olsa… Veya keşke yerli yazılım şirketleri küresel marka liginde yer bulmaya başlasa…

Türkiye, sanayi ve teknolojiye yabancı bir ülke değil ama kapasitesinin çok altında kaldı ve ikinci gruba; yani fason ve ara mal/yedek parça üretimine mahkum oldu. Bütüncül bir perspektif koyamadığı için de dünyayla arasındaki makasın açılması karşısında çaresiz kaldı. 

Geç kaldığımız için bu yarışa dahil olmaya şimdi çok ihtiyacımız var. Nereden başlasak isabet olacak. Başladığımızı bitirmek şartıyla…

  • Abone ol