Suriyeli göçmenler bahsinde baştan beri iki farklı görüş çarpışıyor, malum. Bir kısım ülkelerinde yaşayamaz hale gelen milyonlarca insanın Türkiye’de ağırlanmasının bir insanlık görevi olduğunu, bir kısım da -ki bunlar çoğunlukta- bir an önce geri gönderilmeleri gerektiğin söylüyor. İktidar ise, uzun bir süre ensar/muhacir benzetmesinden hareketle insanlık görevi pozisyonunu savunuyordu. Sonra bu pozisyon zayıfladı ve bilindiği gibi “Açarız kapıları göndeririz Avrupa’ya” tehdidi sık tekrarlanmaya başladı.

Bu mesele Barış Pınarı harekatını sonlandıran Ankara ve Soçi mutabakatlarının da öncelikli müzakere maddesiydi. Yani ABD ve Rusya ile Türkiye’deki Suriyelilerin geri gönderilmesi için uzun müzakereler yapıldı. Yapıldı yapılmasına ama netice alınamadı. Çünkü, Türkiye’nin göçmen yükü iki ülkenin de umurunda değildir. Üstelik, meseleyi ABD ve Rusya ile konuşup maliyeti Avrupa’ya yüklemek gibi bir ilginç bir yol izledik. ABD Başkanı Trump bile Avrupa’nın mali destek vermesi gerektiğini söyledi. Çünkü, kapılar açılırsa mülteciler Avrupa ülkelerine gidecekti!

Bütün bunlar olurken -ya da olmazken- Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz gün Suriyelilerin varil bombalarına geri gönderilemeyeceğini söyledi. Cümleleri şöyle: “Ana muhalefet bunları tekrar ülkelerine göndereceğiz diyor. Biz varil bombalarıyla inleyen yerden kaçan bu insanları asla ve kat’a varil bombalarına teslim etmeyiz. Türkiye’nin ana muhalefeti eder. Ama biz etmeyiz. Biz insanı seviyoruz.”

Cumhurbaşkanı’nın bu sözleri hala Suriyelilerin pazarlık konusu haline gelip Avrupa’yı tahdit unsuru olmayacağını garanti etmiyor. Şimdiden sonra da her an bu cümleyi duyabiliriz. Ancak Cumhurbaşkanı aslında göçmen meselesin bam teline dokunan bir bilgi vermiş oldu. Mevcut durumda; yani Esad işbaşındayken Türkiye’de veya başka ülkelerde -Ürdün, Lübnan, Irak ve Avrupa- bulunan Suriyeliler geri dönemez. “Varil bombası” hatırlatması aslında Esad’ın düşman olarak gördüğü milyonlarca vatandaşının geri döndüklerinde yine hayati risk altına göreceklerini anlatıyor.

İç savaş boyunca 13 milyonu aşkın Suriyeli yer değiştirdi; yarısı ülke içinde yeni ve güvenli yer aramaya çıktı, yarısı da Türkiye dahil çeşitli ülkelere göç etti. Bu insanlar Şam’da Esad rejimi devam ettiği için göç ettiler. Şimdi Esad orada otururken ve üstelik savaşı kazanmış, arkasına Rusya’nın sınırsız desteğini almışken kim güven içinde geri dönebilir? Mevcut siyasi şartlarda imkansız bir proje…

Türkiye’nin kapıları açarak Suriyelileri Avrupa’ya gönderme fikri de uygulanabilir değildir. Birincisi, biz kapıları açtığımız kadar Avrupa kapıları kapatacaktır. Geçiş olamayacaktır. İkincisi ise, böyle bir adım attığımızda Suriye’den ve başka merkezlerden Avrupa’ya geçiş şansını denemek isteyen çok daha fazla göçmen Türkiye’ye ulaşmayı deneyecektir. Azaltmak şöyle dursun, kapıları açarak göçmen sayısını artırırız!

Bilelim ki bu mesele artık Avrupa için de ikincildir ve Türkiye çaba göstermezse hiçbir ülke bu konuda parmak kıpırdatmayacaktır. 

Göçmen yükünün tamamını tahliye etmek değilse bile hiç olmazsa azaltılması uzun vadeli bir programla mümkündür. Gerilimle veya tehditle değil uzlaşma ve diyalogla yürüyecek bir program gerekiyor. Suriyeli göçmenleri bir pazarlık unsuru olarak kullanmak bugüne kadar sürdürdüğümüz politikamızla çeliştiği gibi esasen mümkün de değildir. Bu gerçeği bilerek, önce Esad’ın hayati risk faktörü olmaktan çıkmasını sağlayıp ya da vatandaşları için güvenilirliğini garanti altına almak gerekiyor. Ardından da geri dönmesi mümkün olan göçmenlerin yerleşimi için kaynak üretme adına küresel bir kampanyaya başlamak zarureti vardır.

Suriyeli göçmenler meselesine isteyen gurur duyacağımız bir insanlık görevi, isteyen de kurtulmamız gereken bir yük olarak baksın… Ama artık kalıcı bir göçmen gerçeğimiz vardır. Bugünden yarına çözümü düşünmek de hayaldir.

  • Abone ol