Demokrasimizin kalitesi övünülecek seviyede değil ama sandığın dumanı üzerinde tüterken yeniden seçime gidecek kadar da coşkulu değiliz herhalde. Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin (24 Haziran 2018) üzerinden daha bir buçuk yıl bile geçmemiştir. Bu kadar kısa sürede yeni seçimden söz etmek manasızdır. Bununla birlikte, erken seçim söylentisinin erken saatte dolaşmaya başlaması, ülkenin yaşayacağı her sıkıntıda iktidarın kapısını çalmaya namzet bir slogandır.

Erken seçim söylentileri gündeme neden geliyor?

Birinci faktör şu… İktidar ve muhalefet bloku arasındaki oy dengesinin mahalli seçimlerle birlikte 50-50 noktasını göstermesi değişim isteyen kitlelerin ve siyasi partilerin heyecanını artırıyor. Sonuçta sadece bir puan iktidarın el değişmesine yeterli olacaktır. CHP’nin nüfus yoğunluğu kriterine vurulduğunda yerel yönetimlerde iktidar olması da elbette büyük bir motivasyon. Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurduğu yeni siyasi denklemin işe yaraması muhalefet blokunu umutlandırıyor.

***

İkinci faktör ekonomik krizin sabitlenmesidir. Enflasyon hızı azalmış olsa da zaten yüksek seviyede asılı kalan kur ve fiyatlar gerçeği vardır. Yani hayat pahalılığı ve buna ilaveten yüksek işsizlik ile elbette bu sarmalı kırabilecek büyümenin umut verici olmaması… Ekonomide görünür gelecekte eski yıllarda olduğu gibi bol paralı ve harcamalı dönem ihtimalinin zayıflaması kayda değer bir olumsuz faktördür. Hayat pahalılığı ile ücretler arasındaki makas daralmıştır. İnsanlar kriz haline alışıyor ama neticede refah payından kaybettikleri parçanın büyüklüğünü de biliyor. Ya işler düzelmezse korkusu yerleşiyor. 

Seçimi erkenden konuşulur kılan diğer faktör de bitmeyen toplumsal/politik gerilimdir. Tablo, iktidarın sahip olduğu desteğin bir seçim çağrısı yapılamayacak kadar güçlü olduğunu gösteriyor ama karşıtlık da bir o kadar dinamiktir. İktidarı seven ve destekleyenler kadar karşıtlarının da bir o kadar bilenmiş olması iki tarafı her an bilek güreşine hazır tutuyor. Bir “erken” erken seçim mümkün değil ama olsa kimsenin “Durun bakalım daha yeni seçimden çıktık” deme alicenaplığını göstermeyeceği bellidir. Yani, millet seçim yorgunu falan değil bilakis herkes her an yarışmaya hazırdır. Çünkü, siyasetin cömertçe hayatın merkezine konulması, toplumda en küçük işlerin bile siyasi güç yoluyla halledilebileceği duygusunu yerleştirdi. O zaman da işini kovalayan, daha iyi hayat isteyen herkes umudunu seçime bağlıyor. 

Gelelim siyasi güçlerin pozisyonlarına… Cumhurbaşkanı Erdoğan gayet tabii erken seçimi aklından bile geçirmemektedir. İttifak ortağı MHP Lideri Bahçeli de açık ki aynı pozisyondadır. Bu durumda seçim, iktidarın iradesiyle en fazla bir yıl erken olabilir. Daha önce (2020 veya 21’de) yapılması ise, tabiatıyla sorunlarla başedilmediği anlamı taşır ve yenilgi işareti demektir. Erdoğan bunu biliyor ve şartlar bugün olduğundan daha zor hale gelse bile erken seçimi telaffuz etmeyecektir. Önünde bulunan uzun süreyi ekonomiyi yatıştırmak, yeniden büyümeyi yakalamak ve dolayısıyla işsizliği azaltmak için kullanacaktır. Bu süreyi aynı zamanda gerilimi azaltmak veya kaybolan adalet duygusunu geliştirmek için değerlendirmesi de umulur.

CHP, İyi Parti, SP ve HDP elbette her an seçime hazırdır. Bunu açıkladılar ama muhalefet ne kadar istese de seçimi erkene almanın taşıyıcılığını yapamaz. Hem sayısal olarak ülkeyi seçime götürecek güçleri olmadığından, hem de “erken” erken seçimi zorlamanın üreteceği kaostan uzak durmak için uzun bir süre daha iktidarı gözleme pozisyonunda kalacaklardır.

  • Abone ol