Bir ülkenin seviyesizliğe, kalitesizliğe, boşboğazlığa, ben yaptım olduculuğa, palavracılığa, tutarsızlığa vesaire mahkûm olmasından daha vahimi bütün bu değersizliklerin dünyada da prim yapıyor oluşudur. Tam bugün olduğu gibi…

İçeride neyi tartışıyoruz? Bir CHP’linin Cumhurbaşkanı’na gidip icazet ve destek aldığına dair iddianın sefaletini. Duyuruluşu bir garabet, sahiplenilişi başka garabet; gazeteciliği felaket, siyaseti ise felaketfersa... Olup bitenler ve vak’anın seyri insana umutsuzca “of” dedirtiyor. Gele gele buraya mı geldik? Böyle bir hikayenin inanılır bulunmasına mı yoksa ortaya saçılan rivayet silsilesinin acınası haline mi eyvah edelim? 

Gele gele buraya geldik diye hayıflanıyoruz ama zaten gelmemiş miydik? Sanki, ülkenin bir kalite standardı vardı da bazı laflar siyasete yakışmaz, bazı laflar medyada konuşulmaz, bazı sözler akademinin diline zinhar dolanmaz mıydı? Bilakis hepsi olurdu, oluyor ve ne yazık ki olmaya devam edecek. Siyaset hiçbir vakit güvenilir, dürüst, ince elenmiş sık dokunmuş laflar için yarışmadı ki… Medya da ardına kadar açılan bu karanlık kapıdan girmeye hiç çekinmedi ki. Akademi daha beter; seviyesizliği medyadan daha iyi yaparım diye gözlerini kırpıştırıp kırpıştırıp arkadan koşturmaktan bıkmadı ki.

Bugün neyi tartışıp sinirleniyorsak yarın daha inanılmazını yaşayacağımızı bildiğimiz içindir… İçten içe zihnimizi, ruhumuzu, aklımızı, haysiyetimizi kemiren korku budur. Yarın daha kötüsü daha utandırıcısı gelecek.

Al bu manzarayı Türkiye’den dünyayı dolaş aynı haller. ABD’nin Başkanı Trump, İngiltere’nin de Johnson en nihayet… Avrupa Birliği’nde Orban diye bir başbakan var, Brezilya da Bolsonaro… Arabistan da veliaht prens, Rusya’da Çar… Kimi lafını bilmez, kimi sinsi, kimi cahil, kimi yalancı, kimi gaddar ama cümlesi birden hak bilmez, hukuk tanımaz… Böyle bir dünyada kim kimden utanır? Hangi ülke hangi ülkeye “Üstünü başını topla, efendi ol” diyebilir? “Yapanın yanına kar kalıyor dünyası”nda yaşıyoruz. Sadece toprak işgal edenin değil, olmadık rezilliği yapanın da yanına kar kalıyor.

“Amerika asla böyle şeylere izin vermez…. İngilizler var ya İngilizler mümkünü yok böyle adamları seçmez… Rusya’nın öyle göründüğüne bakmayın ABD’den emir almadan adım atmaz… Almanya yok mu o Almanya; aslında Avrupa’yı onlar çekip çeviriyor…” Ne boş laflar.  Hepsi de oluyor pekala. Ne ABD, ne şu, ne bu. Dedik ya birinin başkanı ortada ötekinin başbakanı…

Gel bu tarafa. “Derin devlet… Derin CHP… Derin bilmem ne.. İyi saatte olsunlar…” Bir de varlığına hiç tesadüf edilmeyen o müthiş “devlet aklı…” Boş lafların yerli olanı yani.   

Belki de en iyisi yurtta ve cihanda böyle hafif uyku getiren sloganlarla yürümektir. O vakit ne kaliteden yana derdin olur, ne de seviye seviye diye kendini paralaman icab eder. Herşeye bir izahat varken insan mutsuz da olmaz. Nasıl olsa bir karanlık güç bir şey yapmıştır veya yapacaktır veyahut da yapmıştır ama biz bilmiyoruzdur.    

Meselemiz, “derin” mahfillerin varlığı/yokluğu değil, memleketin derinlikten nasipsiz olmasıdır.

Meselemiz, aklın kudretinin eksikliği değil, bizatihi akıl yürütememektir.

Meselemiz, kalite standardının yokluğu değil, kalitenin her sahada itibarsızlığıdır.

Hepsi bizim meselemizdi; şükür şimdi Amerika’da da Avrupa’da da var, beğendiğini alabiliyorsun. 

  • Abone ol