Yerel seçimin hemen ardından başkanlık sisteminin gözden geçirilmesi cılız seslerle de olsa konuşulmuştu. Revizyon değilse bile aksayan yönlerin düzeltilmesi gibi bir girişimin gerekliliği dile getirilmişti. Tahmin edildiği gibi o girişim başlamadan bitti ve tahmin edileceği gibi bütün o söylentiler aslında yerel seçim şokuna karşı bir yatıştırma maksadı taşıyordu. Dahası, AK Parti’nin yerel seçimde büyük belediyeleri neden kaybettiğine dair anlama çabaları da kısa ve hararetli bir tartışmanın ardından unutulup gitti.

Başkanlık sisteminin aksamasıyla yerel seçim sonuçlarının yakın ilişkisi var elbette ama sistemin yetersizliği birkaç belediyeyi hangi partinin kazandığından çok daha önemlidir.

***

Anayasa değişikliği oylamaya giderken de görülen eksiklikler ve apaçık problemler sistemin ikinci yılı sürerken daha bariz şekilde yaşanmaktadır. Cumhurbaşkanı’nın daha çok yetkiyle donatılmasını, Cumhurbaşkanlığı dışındaki kurumların önemsizleştirilmesi olarak anlayan ve tatbik eden bir sistemin problem yaşamaması da zaten imkansızdır. Sistem, en baştan iktidarı koalisyona mecbur bırakarak bir yandan AK Parti’yi kendi prensipleri ve felsefesinden uzaklaştırırken öte yandan koalisyon karşıtı blokla aradaki mesafeyi tamamen açtı. Zaten büyümekte olan kutuplaşma artık temel siyasi veri haline geldi. Yerel seçimde muhalefetin başarısı bir açıdan bu sayede oldu. Bu da yeni sistemin iktidar için asla öngörülemeyen bir sonucudur.

Başkanlık sisteminin AK Parti açısından öngörülemeyen veya bu çapta gelişmesi beklenmeyen asıl önemli sonucu parti içindeki ayrışmanın yeni partileşmelere doğru gelişmesidir. Başkanlık sistemi olmasaydı bu gelişme yaşanır mıydı bilemiyoruz ama dramatik olan şudur: İktidarda kalabilmek için gereken yüzde 50+1’i ancak MHP ile tamamlayabileceği gerçeğiyle yüzleştikten sonra, şimdi de içinden çıkacak iki yeni partinin açacağı gedikle mücadele edecektir. 

Yeni partilerin kaç puan alabileceğine dair tahminleri bir yana bırakalım. Tabelalar asılıp tartıya çıktıklarında, atmosfer şekillenir ve güvenilir anketlerden anlayacağımızı anlarız. Asıl mesele AK Parti’den kaç puanlık kayıp olacağından ziyade iktidarın söylem tekelinin karşı karşıya bulunduğu tehdit olacaktır. Bugüne kadar ekonomi, dış politika ve hukuk başta olmak üzere güçlü ve neredeyse tek taraflı bir hikayeye sahip olan Erdoğan ve AK Parti yeni partilerle birlikte bu avantajını kaybedecektir. Sistemin bariz aksaklıklarıyla birlikte çözüm önerileri ve yeni perspektifler denkleme girecektir. Basit ifadeyle yeni ve farklı sesler çoğalacaktır.

Bu da başkanlık sisteminin tahmin edilemeyen bir sonucu olmalı. Partilerin önemsizleşeceği, zayıflayacağı iddia edilmişti ama tam tersi oldu. İYİ Parti’nin ardından şimdi iki yeni parti daha denkleme dahil oluyor. Oysa, tahmin edilen ve yeni sistem önerilirken seçmene söylenen aksiydi. Esasen eski sistemde sınırlı etkiye sahip CHP’nin ittifak modeli sayesinde yerel iktidarı kazanacak kadar belirleyici hale gelmesi de başkanlık modelinin bir başka tahmin edilemeyen sonucudur.

Hatalı bir sistem, şimdi siyasi dinamiklerle onarılmaya çalışılacak. Görünen o ki bu uzun ve zor bir yol olacak.

  • Abone ol