Konuşmanın, eleştirmenin, farklı fikir serdetmenin, sürüden ayrılmanın ve en nihayet itirazın zor olduğu zamanlardan geçiyoruz. Kim ki bu yollara tevessül ederse ya başına dert almayı yahut da boynunda bir yaftayı kabullenmek zorundadır. Yaftanın, çamurun, iftiranın her türlüsü de tedavülde malum.

Bir yandan bu fırtınalı iklimin değişmesi için çabalamanın öte yandan iklime rağmen karınca kararınca hakikati dile getirmenin zor olduğu bir dönemdeyiz.

Neticesi ne olursa olsun barika-ı hakikat namına kelam etmekten geri durmak da fikir sahiplerine yaraşmaz. Fikir sahipleri sadece eli kalem tutanlar veya okumuşlukla nam salmış olanlar zannedilmesin. Kimin bir parça muhakemesi, biraz da vicdanı varsa olup bitenlere dair söyleyecek sözü de var demektir. Sokakta, otobüste, dolmuşta, televizyonda, gazetede…

Bir ülke, devrin şartlarına mağlup olup her sahada geri gidebilir hatta bazı kurumlarını kaybedebilir ama hakikati asla unutamaz. Böyle bir unutkanlık affedilemez. Hakkın, hukukun, ehliyetin, adaletin, vicdanın vazgeçilemez olduğu, yolsuzluğunu, yozlaşmanın, adam kayırmanın, iftiranın vesaire de kabul edilemez olduğu gerçeği; tatbikatta hayat bulamasa bile zihinlerde yitip gidemez. Millet olmak, devlet olmak ve tabii insan olmak bunu zaruri kılar.

Eleştiri, eleştirmenin zorluğuna rağmen yapılan bir faaliyettir. Esasen, en çok iktidarın işine yaramasına rağmen iktidar tarafından zorlaştırılan iklimde icra edilen bir vazifedir. İstifade kapısını açarsa iktidarın işine yarar ama her durumda gayet tabii ki toplumun; yani milletin menfaatine hizmet eder.

Nitekim, son birkaç haftada bu kural millet menfaatine işlerken, iktidarı da yanlıştan döndüren iki örnekle hayat bulmuştur. Biri termik santrallerin bacalarına filtre takılmasını erteleyen yasanın önlenmesiydi. Medyayla, sivil toplum örgütleriyle, muhalefetle oluşan kamuoyu bu hatayı işaret etti, iktidar da yanlıştan döndü. Bu netice alınana kadar, kanuna karşı çıkanların ne dış güçlerin maşası olduğu kaldı, ne de gezici niyetleri…

Şimdi de Ziraat Bankası’na bağlı bir kuruluşa kamu kaynağıyla bir simit zincirini verilen kurtarma talimatının yine aynı kamuoyu itirazıyla engellenmesi… Bu meselede de itiraz edenler hem yalnızdı, hem da ülke için çok değerli olan bir simit markasının kurtarılmasını önlemeye çalışan karanlık bir girişim içinde bulunmakla suçlanıyorlardı.

Görünen o ki her iki vak’ada da Cumhurbaşkanı olayların seyrini izledi ve sokaktaki insanın vicdanının bunları kabul etmeyeceğini görünce; birinci konuda anayasal, ikincisinde de moral veto hakkını kullanma yolunu seçti. Doğrusunu yaptı.

En doğru olan ise hiç şüphesiz aklın, mantığın, ortak iyinin ve hakkın, hukukun sesini dinlemektir. Yanlışı görmek ve söyleme cesareti göstermektir. İcraat makamının yaptığı herşeyin doğru olamayacağı ve yapılanların eleştiriyle denetlenme prensibini ayakta tutmaktır. Ülkenin değerlerini ve kaynaklarını korumak, sahip çıkmak, üzerine titremek siyasetin olduğu kadar siyasal yetkiyi seçim yoluyla tayin eden vatandaşın da görevidir. Pahası ne olursa olsun bildiğini söylemek, farklı fikirde ısrar etmek ve iz sürmek de gazetecinin mesuliyetidir.

İktidara düşen ise önce böyle bir hakkın varlığına saygı göstermek, sonra da bahane aramadan, yafta yapıştırmadan eleştiriye kulak kabartmaktır. Böylelikle belki kurumsal olarak sinmiş olan denge denetlemenin hiç olmazsa bir ayağını ayakta tutarız. Tutabilirsek, herkese de faydası olur.

  • Abone ol