Libya’ya asker gönderme ihtimali aşamasına kadar varan Doğu Akdeniz’de doğalgaz arama girişimi, enerji kaynaklarının stratejik önemini başka bir izaha ihtiyaç kalmaksızın dünyanın gözü önüne seriyor. Petrolün ve doğalgazın bütün ülkeler için ne kadar önemli olduğu aşikardır. Suriye’de askeri ve politik hedeflerimiz gerçekleşememiş ve hatta yarım kalmış halde olmasına rağmen Türkiye de Libya’da riski göze alıyor. Riskin en büyüğü de malum, ABD, Rusya ve Avrupa’yı aynı anda karşıya almak ihtimali. Ve tabii Arap dünyasını da…

Dünyanın itirazına rağmen, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’in enerji denkleminde bulunma hakkı vardır. Bugün, bu hakkın tartışmalı hale gelmesi ise yakın geçmişe uzanan iki önemli hata nedeniyledir. Zamanında yeterince tepki gösterememek ve zaman içinde müttefikleri kaybetmek gibi iki önemli hata…

Kıbrıs Rum Kesimi, 2002’den itibaren Mısır başta olmak üzere Akdeniz’e kıyısı olan Lübnan, Suriye ve İsrail ile art arda Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmaları yapmaya başladı. Türkiye bu girişime kayıtsız kalmadı ama itirazları sonuca ulaşmadı ve Birleşmiş Milletler nezdindeki girişimlerimize rağmen Rumlar 2007’nin başında 13 adet arama sahası ilan ederek petrol şirketlerine ruhsat verme aşamasına kadar ulaştı. Türkiye cevaben, Kuzey Kıbrıs’ta adanın kuzeyi ve doğusunda belirlediği bölgelerde TPAO’ya arama ruhsatları verdi. Bilindiği gibi iki tarafın belirlediği bazı parseller de çakışıyor.

Ama asıl gerilim bölgede gerçekten doğalgaz olduğunun anlaşılmasıyla başladı. 2010’dan itibaren Doğu Akdeniz’de zengin hidrokarbon yatakları keşfedildi ve büyük enerji şirketleri (ABD’nin Noble ve Exxon şirketlerinin yanı sıra İtalyan ENI ve Fransız Total) bölgeye akın etti. Siyasi gerilim de böylelikle başladı. Exxon Mobil, 2018 sonunda Kıbrıs’ın güney tarafında doğalgaz aramaya başlayınca gerilim zirveye çıktı ve sondaj gemisi Fatih’i savaş gemilerinin eşliğinde Akdeniz’e çıkararak doğalgaz aramaya başladı. Sonra da Yavuz gönderildi.

Gelinen noktada Avrupa Birliği Türkiye’ye tepki gösteriyor, Türkiye de enerji denkleminden dışlanmaktan dolayı AB’ye tepkilidir. Ne var ki Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan, İsrail, İtalya, Ürdün, Filistin ve Mısır, Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nu kurarak Türkiye’nin alanını daralttı. Bu arada KRK, Yunanistan ile birlikte Mısır, İsrail ve Ürdün’le ayrı ayrı üçlü işbirliği oluşumu kurdu. İlaveten, Doğu Akdeniz’de ABD, Katar, Fransa gibi ülkelerin büyük şirketlerinin yer alması ve dolayısıyla bizim karşımızda olması da gayet tabii Türkiye’nin canını sıkıyor.

Türkiye’yi bugün Libya’ya asker gönderme aşamasına kadar getiren sürecin son hamlesi de malum, 27 Kasım’da Ulusal Hükümet ile imzalanan deniz yetki alanını sınırlandıran anlaşmadır. Bu imza Türkiye’nin karşısındaki blok için beklenmedik bir hamle oldu ama Ankara sahada hala yalnız durumdadır. Dahası, darbeci General Hafter’e karşı zor durumda bulunan Ulusal hükümetin geleceği belirsiz görünüyor. En önemlisi de süper güçler ile önemli AB ülkeleri ve körfez ülkeleri Hafter’den yana bir politika izliyor. Ayrıca, Suriye gibi Libya’da da partner adayımız Rusya, bizim karşısına asker çıkarma ihtimalimiz olan Hafter’in yanında bulunuyor.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz enerji denklemine girmek için seçtiği Libya’da taraf olmak girişimi işte böylesine çetrefilli bir yolun devamıdır. Hassas bir politika izlemek ve dost kazanarak pozisyonumuzu daha iyi anlatmak zorundayız. Zira, bir parçası olamadığımız bu yol aynı zamanda kaçırılmış fırsatlar, paylaşılmış pastalar ve sıklaşmış saflar yoludur.

  • Abone ol