Dünya barış iklimini, uzlaşmayı ve diyaloğu değersiz gören, acizlik ve zaaf sayan bir dönemden geçiyor. Son yılların gerilim ve çatışma haritasına bakınca dış politikasını bu yönde değiştirmeyen “aktör” veya aktör adayı” ülkenin kalmadığını görürüz. Bir çok gerilimin ömrü de sadece bu yüzden uzuyor ve çatışma alanlarının çapı genişliyor. Gücü yeten ülke, gücünün sınırlarını zorlamakta sakınca görmüyor çünkü bunu önlemek için uluslararası sistem müeyyide uygulayamıyor. İçinden geçtiğimiz dönemin adı bu yüzden; yapanın yanına kâr kalıyor dünyasıdır.

Öteden beri ABD’nin ve kısmen Rusya’nın doğal imtiyazı sayılan hamleler şimdi başka ülkelerin de katıldığı bir dalgaya dönüşmüş durumdadır. Böyle olunca ABD ve Rusya da hamle üstünlüklerini ve alanlarını biraz daha geliştirmekte sakınca görmüyor. İran'ın da özellikle Suriye'de yaptığı bundan farklı değildir.

ABD’nin önceki akşam Bağdat Havaalanında İran Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ve yanındaki ekibi infaz etmesi bu tablonun sonucudur. İnfazın, Bağdat Büyükelçiliği baskınına karşı verilmiş ağır ve kesinlikle orantısız bir cevap olduğu açıktır. Süleymani’nin öldürülmesi ABD ile İran arasında zaten üst düzeydeki gerilim atmosferini uzun yıllar besleyecektir. Düşürülmesi teklif dahi edilemeyecek bir gerilim yoluna girilmiştir. ABD elinin ağır olduğu göstermekten çekinmeyen bir ülke ama geride bıraktığı yıkım her zaman kontrol edilebilir boyutta olmuyor. Kasım Süleymani gibi sadece önemli değil aynı zamanda sembol bir saha adamının infazı da bu sonucu doğacaktır.

Zaten bin dertle malul Ortadoğu’da işlerin konuşarak, anlaşarak çözülme sermayesi büyük ölçüde tükenmiş olacaktır. Bu noktada kimse İran’dan ve hatta doğal olarak Rusya’dan gerilimi düşürecek adım bekleyemez. Esasen ABD de attığı bu adımla yapıcı hamle seçeneğini tümden rafa kaldırmış olduğu için bölgeyi bekleyen en iyimser gelecek, kaos içinde yaşamaktan başka bir şey olamaz. Kötümseri ise bu infazın, İran’dan gelecek cevaba göre savaşa evrilmesidir. Evet bu bir ihtimal ama yine de en güçlü ihtimal değildir. ABD’nin önce söylem olarak şimdi de eylemleriyle göze aldığı bu seçenek, içi içini yese de İran için rasyonel bir yol olarak görülmeyecektir. Bir cevap arayacaklar ama tepkileri savaşa varacak boyutta olmayacaktır. Eğer ABD -daha doğrusu Trump- zorlamaya devam etmezse… Çünkü, artık belli ki ABD bölgede askeri varlığını azaltmak şöyle dursun artırmak zorundadır. Bu da sürekli gerilim ve çatışma potansiyelinin devamını garanti ediyor. Sahada, eskiye kıyasla daha sert karşılaşmalar ihtimal dahilindedir.

Zamanın ruhu ve ülkelerin dış politikada kazandıkları özgüven bölgede hiçbir sorunun çözümünü kolaylaştırmıyor, aksine zorlaştırıyor. Filistin’den Suriye’ye, Yemen’den Libya’ya kadar bundan sonra da göreceğimiz budur. Ortada çok fazla haksızlık ve dökülmüş çok kan var. Herkes yapanın yanına kâr kalıyor dünyasından pay almak umuduyla şansını zorlamaya devam edecektir. Böyle bir manzarada çözüm aramak, makulü bulmak zaaf olarak görüleceği için zaten uzak olan barışa lafın gelişi bile şans tanımak iyimserlik olur.

Trajik olan ise, ortaya çıkan kaosun bölge ülkeleri ve kriz bölgelerinin masum halklarının hayatını mahvetmeyle devam edecek olmasıdır.

  • Abone ol